
Fenerbahçe'nin olduğu her yerde mutlaka o da var. Mustafa Gürsel, nam-ı diğer Kunta Mustafa, Fenerbahçe maçlarında herkesin gördüğü insan. Branş farketmeksizin Fenerbahçe'nin var olduğu her yerde olan, sessiz sakin antremana giden, Fenerbahçe'yi yaşayan insan ile kısa bir sohbet ettik, sohbetimizi tarihe not ettik.
FOTOĞRAF-RÖPORTAJ: IMMO GUITTI
________________________________________________________________________
CK'dan arkadaşlar ‘‘Fenerbahçe neredeyse Kunta oradadır’’ diyor. Gerçekten de öyle.
- Elimde olan imkanlarla bütün maçlara bazen tek bazen de ailemle ya da kim gelmek isterse onunla giderim. CK diyorsa doğrudur.
Kimlerle giderdin maçlara?
- Çocuktum. Abilerim beni maçlara götürürlerdi, onların sayesinde çoğu maça gittim. Benimkisi onlardan bana kalan bir miras. Aynı şekilde ben de aynı duygularla abilerimden ne gördüysem çocukluk yaşımdakilere aşılamaya çalışıyorum. Tabi hep iyiyi, güzel olanı.
İlk maça gittiğinde kaç yaşındaydın?
- Tam olarak hatırlamıyorum ama 15 ya da 16 yaşlarındaydım. İnönü'de bir Zonguldak maçıydı.
Peki ilk deplasmanın?
- O da bir Zonguldak maçına denk geliyor. 3 saat sahanın ortasında mahsur kalmıştık.
Nasıldı o zamanki tribünler?
- Birliğin ve bağlılığın üst düzeyde olduğu yıllardı. Her maç ayrı bir cefaydı ama birlik ve beraberliğin bunu yendiği yıllardı. Eski ile yeni arasında çok fark var elbette. Eskiden sadece sevgi vardı. Şimdiyse her şey var. Keşke öyle kalsaydı.
Seni maçlarda genelde basket formasıyla görüyorum. O formanın bir özelliği var mı?
- Onlar hep basketçilerin maçlarda giydiği formalardır. Ben de değişiklik olsun diye ilk zamanlarda giymiştim. Sonra sembol haline geldi. Bu halimi seviyorum.
Sivas'a gittiğimizde aynı otobüsteydik. Alex maç sonunda geldi, eliyle formayı sana verdi. Daha önceden iletişime mi geçmiştin? Gerçi o forma dönüş otobüsünde biraz yanmıştı sanırım.
- Yok ama maç esnasında her kornerlerde falan bağırıyordum daha önceleri de konuşuyorduk. Bilmiyorum belki de ses geldi ve görünce tanıdı. Aslına bakarsan ben bile inanamıyorum, biraz şans diyelim. Kısmet banaymış. Açıkçası ben de sormak isterdim o soruyu ona hiç aklıma da gelmedi değil ya...
3 Temmuz'dan sonra gelişen olayları nasıl yorumluyorsun?
- Ben, Fenerbahçe'yi nasıl temiz aldılarsa tertemiz olarak bırakmak için savaşırım. 105 yıllık tarihin adının kirlenmemesi bizim elimizde diye düşünüyorum. Sesimiz gür çıkmalı!
Her an Fenerbahçe'yi yaşıyorsun. Peki tüm arkadaşların Fenerbahçeli değil herhalde?
- Hayır. Zaten sadece Fenerbahçeli olarak değerlendiremeyiz insanları. Karakter, insanlık, sevgi, saygı. Hepsi önemli.
Tribünleri nasıl değerlendiriyorsun?
- Sen de çok iyi biliyorsun ki gelinen noktayı hiç beğenmiyorum. Eskiyi özlüyorum daha çok. Biraz kalabalık olduk sanki. İşte nerede çokluk orada bokluk durumu. Tribünlerde karmaşıklık var. Fazla grup olması da bunun sebebi. Eskilerde, tribünde tek yürek tek ses çıkardı, bunun yanındaysa en önemlisi sevgi, saygı. Tabii bunu söylerken gerçekten çok önemli gruplarımız, insanlarımız var tribünde, o ayrı. Şu aralar genelde CK'nın içerisindeyim, oldukça da mutluyum.
Son olarak her maça gidecek kadar vakti nereden buluyorsun?
- Patronlarım sağolsun. Mesela bir olay anlatayım. 2005'de bir yerde çalışıyorum. Trabzon ile maçımız var. İzin almak istedim. Her amir bir üstüne yolluyordu ama ben doğruyu söylüyorum diye kimse izin vermeye yanaşmıyordu. Son olarak genel müdüre kadar çıktım, ‘‘izin için size gönderdiler’’ dedim, ‘‘evet ne yapacaksın’’ dedi, ‘‘gerçeği söylememi ister misiniz’’ dedim ve maça gideceğimi söyledim. Durdu, bana baktı ve ‘‘sen benimle dalga mı geçiyorsun’’ dedi, ‘‘gerçeği söyledim’’ dedim. İkna ettim ve o gün 2000 kişiden tek izin alan bendim. Şimdi emekliyim daha da rahatım. Elimde imkan olduğu sürece gidiyorum, neresi olursa olsun... Hayatta kaldığım sürece de gideceğim. Tribünü seviyorum. Tribünde çok sevdiğim insan var, en büyük neden de bu. Onlardan kopamıyorum...
- Elimde olan imkanlarla bütün maçlara bazen tek bazen de ailemle ya da kim gelmek isterse onunla giderim. CK diyorsa doğrudur.
Kimlerle giderdin maçlara?
- Çocuktum. Abilerim beni maçlara götürürlerdi, onların sayesinde çoğu maça gittim. Benimkisi onlardan bana kalan bir miras. Aynı şekilde ben de aynı duygularla abilerimden ne gördüysem çocukluk yaşımdakilere aşılamaya çalışıyorum. Tabi hep iyiyi, güzel olanı.
İlk maça gittiğinde kaç yaşındaydın?
- Tam olarak hatırlamıyorum ama 15 ya da 16 yaşlarındaydım. İnönü'de bir Zonguldak maçıydı.
Peki ilk deplasmanın?
- O da bir Zonguldak maçına denk geliyor. 3 saat sahanın ortasında mahsur kalmıştık.
Nasıldı o zamanki tribünler?
- Birliğin ve bağlılığın üst düzeyde olduğu yıllardı. Her maç ayrı bir cefaydı ama birlik ve beraberliğin bunu yendiği yıllardı. Eski ile yeni arasında çok fark var elbette. Eskiden sadece sevgi vardı. Şimdiyse her şey var. Keşke öyle kalsaydı.
Seni maçlarda genelde basket formasıyla görüyorum. O formanın bir özelliği var mı?
- Onlar hep basketçilerin maçlarda giydiği formalardır. Ben de değişiklik olsun diye ilk zamanlarda giymiştim. Sonra sembol haline geldi. Bu halimi seviyorum.
Sivas'a gittiğimizde aynı otobüsteydik. Alex maç sonunda geldi, eliyle formayı sana verdi. Daha önceden iletişime mi geçmiştin? Gerçi o forma dönüş otobüsünde biraz yanmıştı sanırım.
- Yok ama maç esnasında her kornerlerde falan bağırıyordum daha önceleri de konuşuyorduk. Bilmiyorum belki de ses geldi ve görünce tanıdı. Aslına bakarsan ben bile inanamıyorum, biraz şans diyelim. Kısmet banaymış. Açıkçası ben de sormak isterdim o soruyu ona hiç aklıma da gelmedi değil ya...
3 Temmuz'dan sonra gelişen olayları nasıl yorumluyorsun?
- Ben, Fenerbahçe'yi nasıl temiz aldılarsa tertemiz olarak bırakmak için savaşırım. 105 yıllık tarihin adının kirlenmemesi bizim elimizde diye düşünüyorum. Sesimiz gür çıkmalı!
Her an Fenerbahçe'yi yaşıyorsun. Peki tüm arkadaşların Fenerbahçeli değil herhalde?
- Hayır. Zaten sadece Fenerbahçeli olarak değerlendiremeyiz insanları. Karakter, insanlık, sevgi, saygı. Hepsi önemli.
Tribünleri nasıl değerlendiriyorsun?
- Sen de çok iyi biliyorsun ki gelinen noktayı hiç beğenmiyorum. Eskiyi özlüyorum daha çok. Biraz kalabalık olduk sanki. İşte nerede çokluk orada bokluk durumu. Tribünlerde karmaşıklık var. Fazla grup olması da bunun sebebi. Eskilerde, tribünde tek yürek tek ses çıkardı, bunun yanındaysa en önemlisi sevgi, saygı. Tabii bunu söylerken gerçekten çok önemli gruplarımız, insanlarımız var tribünde, o ayrı. Şu aralar genelde CK'nın içerisindeyim, oldukça da mutluyum.
Son olarak her maça gidecek kadar vakti nereden buluyorsun?
- Patronlarım sağolsun. Mesela bir olay anlatayım. 2005'de bir yerde çalışıyorum. Trabzon ile maçımız var. İzin almak istedim. Her amir bir üstüne yolluyordu ama ben doğruyu söylüyorum diye kimse izin vermeye yanaşmıyordu. Son olarak genel müdüre kadar çıktım, ‘‘izin için size gönderdiler’’ dedim, ‘‘evet ne yapacaksın’’ dedi, ‘‘gerçeği söylememi ister misiniz’’ dedim ve maça gideceğimi söyledim. Durdu, bana baktı ve ‘‘sen benimle dalga mı geçiyorsun’’ dedi, ‘‘gerçeği söyledim’’ dedim. İkna ettim ve o gün 2000 kişiden tek izin alan bendim. Şimdi emekliyim daha da rahatım. Elimde imkan olduğu sürece gidiyorum, neresi olursa olsun... Hayatta kaldığım sürece de gideceğim. Tribünü seviyorum. Tribünde çok sevdiğim insan var, en büyük neden de bu. Onlardan kopamıyorum...













