“Bedenimi büyük bir kutuya koyup, üzerinde Avustralya’da herhangi bir adres yazdırıp sokaktan geçen birine postalatacaktım. Böyle bir yarın hayalim vardı..”

Cefakar Maraton #3


2005 yılında çıkan iki sayının ardından üretim kabızlığına giren "Cefakar Maraton" fanzini üçüncü sayısı ile birlikte tekrar tribüne dönüyor. "Fenerbahçe tribünlerinden Fenerbahçe tribünlerine" alt başlığı ile yayınlanan fanzinin muhteviyatını yine "tribünden" kalemler oluşturuyor. "Bu sene ne olur köşesinde" usta kalemler kahinliğe soyunuyor. "Yeni sezonda söylenmemiş sözler kalmasın dilimizde" yazısı ile sezona giriş yazısı bulunuyor. "O forma kutsaldır" yazısı ve "Düzensizliğin haykırışı" yazıları ile eleştiriler de fanzinde yer alıyor. Eski tribün insanlarından yazılar, Rıdvan Dilmen ve Birmingham Zulus Firm'den Paul söyleşileri ile konuşulmayanlar konuşuluyor. Chelsea taraftarı Chairul Kate geldiği Kadıköy deplasmanından tribünü raporluyor. "Tribün anarşisi", "O maç oradaydım", "Futbol dilencisi" gibi bölümler ile her sayı sabit köşeler oluşturuluyor. Keyf-i Karton yazısı ile koreografi yolculuğu, Arvo Benitez Carboni ile de futbol aşkı betimleniyor.

Fanzin, 30 Ağustos Fenerbahçe-Manisa maçı öncesi görücüye çıkarken Kadıköy Khalkedon, Mephisto ve Taksim Mephisto'dan da temin edilebilecek.

West Ham United vs Millwall


West Ham Utd - Millwall maçında "hool" ruhu tekrar dönmüş. Takımlar birbiriyle sahada kapışırken tribünlerde de azılı fanlar kapışmış. 1 kişi bıçaklanmış, polis devreye girmiş.
Hani İngiltere'de herkes oturarak maç izliyordu?
Kandırıldık...

1907 Gençlik Fanzin #6


Geçen sezon çıkması beklenen fakat bir türlü fotokopilenemeyen 1907 Gençlik fanzininin #6 nolu sayısı çıktı. Muhteviyatında En Düstürsüz Futbol, En Büyük Taraftar, BHFanaticos Röportajı, Rıdvanla Fenerbahçeli olmak, Sevdaya ulaşan yollar, Tatangalar Röportajı - Keçi Yılmaz gibi konular bulunan fanzin Kadıköy Khalkedon ve Taksim Mephisto'dan edinilebilir.

2005 yılında 2 sayısı çıkan sonrasında üretim kabızlığına yakalanan Cefakar Maraton'un yeni sayısı ise 30 Ağustos Pazar günü çıkıyor.

Nawlet Deganis ile felsefe, müzik ve aşk meşk üzerine...


Nawlet Deganis, Adapazarı'nda külleri doğan müzik oluşumu. Türü ve biçimini söyleşiden sonra belirlemek size kalmış. Yıkım ve hiçlik üzerine üreten birey düsturuyla hayatını idame ettiren Nawlet'i, İstanbul'un arka sokaklarından birinde yakalayınca durdurduk, sorduk.
FOTOĞRAF-RÖPORTAJ: IMMO GUITTI


"UZUN YAŞAMAK ASLINDA UZUN ÖLMEKTİR"
Her şey nasıl başladı?

9 aylık bir süreç. Dünyanın sonunu getirecek bir canavar. Herkes konuştuğu için farklı olmak istedi ve konuşmadı.

Bilinçli bir suskunluk mu demeli...
Öyle de denilebilir. 5 yaşına geldiğinde o vakte kadar sakladıklarını tek bir kelimede dile getirdi.

Neydi o kelime?
Hiç dedi sessizce...

Peki, neyi anlatıyor "hiç"?
Hiç, ne için varım ve varız sorularının en reel cevabıdır.

Sözler mi yalan aşklar mı?
Benim gözümde harfler yalandır. Çünkü sözleri, sözcükleri harfler doğurur. Aşkları da sözler. Söylenenler olmasa aşklar da olmaz. Olsa bile adı sadece aşk olur. Büyük aşklar büyük laflar sayesinde büyür insanların gözünde. Hangisi yalan dersen, aşk değildir de sözler yalan diyebiliriz.

Uğraşı alanın ne?
Asgari şekilde yaşamak diyebiliriz. En büyük uğraştır yaşamak. Normal insanlara göre benim uğraşım daha büyük. Çünkü ben duruyorum hiçbir şey yapmadan duruyorum. Durmanın gücü harekette olmaktan çok daha fazla.

Durmak protest bir tavır mıdır?
Durmak protest hareketlerin en büyüğüdür. Yapılabilecek en büyük eylem oturma eylemidir mesela benim gözümde. Bir yere oturursunuz ve beklersiniz. İnsanlar o kadar rahatsız olur ki bir süre sonra sizi harekete geçirmek için her şeyi yaparlar. Hiçbir şey yapmamak aslında yapılan işlerin en büyüğüdür.

Hiçlik nedir?
Hiçlik, varlığın anlamının bulunabileceği noktadır. Hiçlik gerçek özgürlüktür. Hiç olmak zordur, bahsedilemez konusu olmaz. Hiçlik seviyesine varmış insanları gözlerinden tanıyabilirsiniz herhangi bir yerde. Neden aramaz, hiçbir şeye şaşırmaz, vaktini doldurmuş ölümü bekleyen yaşlı insanlardan 10 kat daha fazla sakin ve herhangi bir arayış içinde değildir onlar... Keşke hepimiz bir "hiç" olabilsek.

Müzik, yıkım mıdır kıyım mıdır?
Benim müziğim gerçeklerden bahseden müziktir. Gerçek müzik budur ve gerçek müzik yıkıcıdır. Her notası, her kelimesi ve her ritminde yıkım yaratır. Boş işler yapmaktansa dolu şeyleri boşaltmak daha iyidir.

A/hip hop diyebilir miyiz?
Aslında kalıplaşmış isimlerden birini vermek yanlış olur müziğime. Ama eğer bir isim vermek isteseydim "dog juice" diye adlandırırdım heralde...

Müziğinde neleri yazarsın, nelerden bahsedersin?
Her şeyi yazabilirim; gördüklerimi, görmediklerimi, görmek istediklerimi. Ama daha çok pis bir dille olanları eleştiririm. Çünkü bahsettiğim yıkım için gerekli olan budur. Propagandadır benim müziğim. Psikolojik baskı. Müzikten öte terapidir ters orantılı...

Konser mi, demo mu?
Konserimi söylediklerimi istediklerimi değiştirebilecek yetkililer ya da öyle olduğunu sananlar izlerse konserdir. Ama en sevdiğim demolarımı cdye aktarıp ulaşmasını istediğim yerin posta kutusuna bırakıp kaçmaktır. Pazar sabahları dinleyip delirmeleri hoş oluyor.

Public Enemy'ye tek sözün ne olurdu?
Sizde ne göt var böyle...

Keny Arkana'yı sever misin?
Tabii ki!... Yaptıklarına bakıldığında bir bayan olarak gayet iyi şeyler. Ama yeteri kadar sert midir derseniz yol uzun... Yine de şoke etkisi yaratmak güzeldir.

Birilerini fişeklemek mesela..
Ateşlemek güzeldir. Ama bu insanlar meydana indikten sonra 1 saat bağırır ve geri dönerler. Daha somut şeyler yapmak lazım. Realite lazım...

Mesela?
Biz buyuz demekten çok "alın lan buna konuşun bundan sonra" demek lazım. Bir iz bırakılacaksa geçici olmamalıdır bence dünyadaki son hayvan ölene kadar hafızasında kalmalıdır.

Anarşist misin, arşist misin?
Arşist olmak kolaydır. Ama gerçekten sağlam bir anarşist olmak zaman zeka ve yürek ister. Kandili yakarsın ama kısa sürede söndürürsün olmaz.

Hangi takımlısın?
Anarşizm etkilerini en yüksek dozda gösteren takımın taraftarıyım. Fatih Akın abimiz gibi ben de St Pauli mahallesinin takımını destekliyorum. Hem de sotelerde içip, barakalarda omuz omuza olup Sakaryaspor'u tutuyorum. Hiçe sayılmış onca duygum...

En son ne okudun? Okumak bir şeyleri değiştirir mi?
Louis Ferdinand Celine'den "gecenin sonuna yolculuk". Sadece bazı düşüncelerin yerine yenilerinin oyuna girmesini sağlayabilir. Ancak diğer maçta aynı kadro maça çıkılır. Yozlaştırır ama ana temasını değiştiremez. Bir nazinin yahudi olmasını bir süre sorgulamasına yol açar en fazla...
» myspace.com/nawlet

18 Eylül 2009 "punk konseri"


Almanya’nın ve belki de Avrupa’nın punkrock başkenti Berlin’de 2000 yılında kurulan Towerblocks, agresif, hırçın ve bir o kadar da alaycı tonları ve şarkılarındaki günlük yaşamda karşılaşılabilecek sorunlar, aşklar, futbol ve alkol ile olan yakın ilişkilerinden dem vuran grup, 2004’te kurulan Selanik çıkışlı Yunan anarko/street punk grubu Omixlh ve Avrupa turnesi sonrasında ortalarda gözükmeyen Ofisboyz ile 18 Eylül gecesi İstanbul’u sallamaya hazırlanıyor! Gelin yeni sezonu hep birlikte omuz omuza karşılayalım!
18 Eylül akşamı hepinizi Kemancı’ya bekliyoruz!!!

http://www.myspace.com/obooking
http://www.myspace.com/towerblocks
http://www.myspace.com/omixlhpunx
http://www.myspace.com/ofisboyz

Radikal çuvallarsa...


"Hakan abi, bunu koyarsan tek koyarsın, koymayacaksan da sıradaki iki yazıyı beraber koyarsın..."

Biz hep sotede içtik

Yine her seyi elestiriyor, yine düsürüyor, yine konudan konuya geçip, sotelerde sarkilari söylüyor, sarkilari tezahürata çevirip, sakaryaspor`umuz için besteliyorduk. Çogumuz ne oldugunu, ne zaman gelecegini bilmedigimiz buhranlar geçiriyorduk. Saglikli birer birey olarak duruyorduk, fakat yaraliydik.

Bir sehrin göbeginde, Sakarya`nin merkezinde, çark caddesi patantliydik hepimiz. Yikik bir kentin göbeginde, sokaginda hiç bar olmamasina ragmen barlar sokagi diye bilinen Ambarli sokak`ta, depremden sonra ahsap bir kahve olarak hizmetimize sunulan Yakamoz kahvehanesi`nin arkasinda hiç bitmedi depremler. Biz de artik sokak çocuguyduk ve alkol baska içiliyordu sotelerde.

Hergün yürüdügümüz sokaklari depremden sonra bulamiyor, bizi neyin bekledigini bilmez bir halde sehrin nöbetini tutuyorduk. Bazi aksamlar nesemizden söylemedigimiz sarki kalmaz, bazen efkar bile lanet okurdu sessizligimize. Atkilari gözümüze kadar çeker, siselerimizle hayallere dalar, sevgimizi çalan tabiata küserdik. Ustasi olmustuk birbirimizin, gözlerimizden ruh halmizi anlar ve hiç konusmadan sotedeki yerimizi alirdik. Bir sehrin göbeginde, sokak ortasinda, anilarimizla kalmistik. Bazi aksamlar o kadar çok oluyorduk ki; üçerli beserli gruplar halinde paylasiyorduk sote yerlerimizi. Sarkilarimizi bile agir makamlarda söylüyorduk zamani kazanmak için, lakin yarin bizi hiçbir sey beklemiyordu. Gitmiyorduk, kaçmiyorduk dogayla inatlasiyorduk. Artçi depremler tribün arkadasimiz olmustu, yesil-siyah çekiyorduk.

Çevre illerden yardima gelen insanlar için, insanlik için içiyorduk bir aksam; bir aksam ise sigaralari iki kati fazlasiyla satan büfeciyi öldürmedigimiz için. Hiçbir sey geri gelmiyordu, orada su vardi, o binanin altinda su dükkan vardi. A o adam mi? öldü. Onlar antalya`ya göçtüler, gittiler ve hepimize yavas yavas geldiler. Mahallenin en eski müstakil evleri saglam kalmisti. Onlar da bu degisimde bizi yalniz birakmadilar, sotemize ve gönlümüze mezeler gönderdiler. Karanliga alismisti gözlerimiz ama; çok bedava kapak kaybettik zifiri karanliklarda. Çok özlüyorduk sehrimizin, mahllemizin sokaklarini, dayanilmaz oluyordu acisi.

Sakaryaspor`umuz ligden çekilmisti, nefes almak daha bir zorlasmisti bizim için. Bikmadan deprem, bikmadan eskiler, bikmadan sarkilar ve sokakta sotede geçen deprem günlerimiz. Maç hastaligi bizi genç takimimizin pesine sürükledi ve orada kesfettik Tuncay`imizi. Depreme inat kosuyordu, gözü görmüyordu ve freni patlamisti.

Geceleri bos stadimiza gizlice girip "oley" çekiyor, bir tribünden bir tribüne kosuyorduk. Çadirlar evimizdi, zeminle ve toprakla kucak kucaga yatiyorduk. Atatürk lisesi`nin karsisinda depreme yakalanan, simdilerde abisinin cezasini yatan (deli) burak`inayni evinde sabahladigimiz da çok oldu. Her taraf enkazdi ve yakacak sorunumuz yoktu. Ev, lisenin tam karsisinda oldugu için sabahlari çocuklara konusma yapan müdürün borazan sesiyle küfür kafir kalkiyorduk. Elinde kagitlarla ölen, yakasina gül degil hashas yapragi takan abilerimizi, eski halimizi ve biz kendimizi geri istiyorduk. Askerimizi bile sote mekanlarda içirip ugurluyorduk. Her taraf insaat, her taraf prefabrik, her taraf çadir ve her taraf biz. Mahallemizin deli musa abi`si bir aksam çadirlari yakmaya kalkiyor ve onun durumunu polislere anlatana kadar biz deliriyoruz. Musa abimiz ki; 1980`lerde, bir Sakaryaspor maçinda, mahallenin kurnaz abileri tarafindan anlasmali olarak. "Hadi isin musa. Sen de oynayacaksin" diyerek saha kenarina yollanir. Musa abimiz de, "Ne zaman gircem be olum" diyerek kosar durur.

Orta hasarli, agir hasarli, göz boyamali boyali, "Elveda Sakarya" yazili binalarin arasinda büyür bir gençlik. Bir ovanin üzerine kurulmus Adapazari; seni kim. nerenden tutup, neyini nasil anlatsin ki... Kiz Kadir de dayanamadi bir gece, "Ah be dede! Millet bogazlari parsellemis, en güzel yerleri almis, siz de gele gele ovaya gelmissiniz!" diyerek sitem etti. Otuzar senelik periyotlarla misafir ettigimiz deprem, kuskusuz ki yine gelecek, üçü dördü çekilen korku filmleri gibi. "Deprem öldürmez, bina öldürür..."

Bu dogru ise yine ölecegiz bir otuz sene sonra. Bir sehrin yari deli insanlari mi? Unutmayacagiz sote aksamlarini, unutmayacagiz gördügümüz muameleyi. Sana besteler yaptik koca sehir "Bazilari sokaklarda, bazilari barakada, yasiyoruz Sakarya`da, alayina isyan olsun, Sakarya`ma yemin olsun, bu sehirde ölüm olsa, kaçanlar da kancik olsun." Bu sehri tribünden seven insanlar, sana maraton tribününden kus bakisi baktilar; her yer sote, her yer sise. Sen en çok ölen, en çok darbe yiyen, en çok yikilan, en az ilgi gören akreplerin sehri, okey de, hep sahte okey, tribünde hep açik oldun. Seytan soteyi görür mü, görmez mi bilinmez ama bu yürek senden gelecek daha büyük aciyi kaldirmaz. Ve siz Sakaryaspor`umuzu çalmaya kalkisanlar, siz ideolojinizle, biz yüregimizle, siz paranizla, biz sesimizle, siz villanizla, biz sotemizle... Bir sehir yikilir yenisi kurulur, ama bu kirilan gönül yol vermez artik kara cahile. Çekin kirli ellerinizi. Bizi hayallerimizle basbasa birakin. Biz yesilin de siyahin da anlamini biliriz. Siz çadirda sevemezsiniz. Ne patetesimiz kaldi, ne kabagimiz, naylon fatura gibi bir sehir yaptiniz. Basarisizliklar ve kara bulutlar adresiniz olmus. Düzce`de, Bolu`da, Izmit`te depremin yildönümleri mesalelerle anilirken, Sakarya`da sokaga çikma yasagi koyanlar, hiç hayra alamet degil bu sessizlik. Ve biz sote aksamcilari bosuna "Tatanga" koymadik ismimizi.

Bugün Adapazari`nda Ambarli sokakta Yakamoz Kahvehanesi yok artik... Soran olursa, ayni sokakta Turgay abi ve Okan Abilerle, Sahaf Kahvehanesi`nde hayatimiz devam ediyor.

Keçi Yılmaz
dahke no 3'te yer alan bu yazi 17 agustos 99 anisina bir kez de burada yerini aldi, tatanka'ya selamla...

Livorno kebap yemeye geliyor


“Futbol köklerinden koparılıp burjuva sporu haline getirilmeye çalışılıyor. Mahalle maçlarından, okul turnuvalarından, yırtık kramponlardan uzaklaştırılıyor. Her şeyin parayla kodlandığı günümüzde futbolun ruhuna sahip çıkmak istedik. Livorno fikri böyle ortaya çıktı.”
Adana Demir Spor Bakşanı Bekir Çınar Livorno'yu Adana'ya çağırma teklifinin nasıl ortaya çıktığını anlatıyor

94


Les Paul, "94" yasinda ölürken dünya üzerindeki bütün gibson les pauller ise artık öksüzdür.

Tarlabaşı


"Bu kadar kısa zamanda haksızlık ve eşitsizliklerle dolu bu kadar hızlı bir değişimi belgelemek suretiyle bu haksızlığın önüne geçecek bir hareket yaratabilmek"
Fatih Pınar

Mondo '91



Mondo Trasho'nun yayın hakları Danke Dahke'de!
Esat Başak, ünlü yıldızı Mondo Trasho'yu 114 milyon Euro karşılığında Dahke Zine'e vermeyi kabul etti. Danke Dahke, dergi ekibiyle de anlaşma sağlarsa, dünya transfer rekoru resmen kırılmış olacak.

Danke Dahke FC, Avrupa transfer borsasını alt üst etmeye devam ediyor. Kırmızı siyahlılar, 65 milyon Euro'ya Kranch'dan aldıkları Eblek Hardcore Dergisi'nin ardından Xerox United'ın Türk yıldızı Mondo Trasho'yu da kadrosuna katmaya hazırlanıyor.

Özbekistan Premier Lig şampiyonu Esat Başak'ın takımı, bir süredir görüşme halinde bulundukları Danke Dahke FC kulübünün, Mondo Trasho için yaptığı 114 milyon Euro’luk rekor transfer teklifini kabul ettiğini açıkladı.

makat


okullar, işyerleri ve hükümetler gibi yüce kurumlar tarafından sansür uygulanan sitelere tıpkı eskisi gibi erişmenize yarayan ücretsiz basit bir yamadır.