“Bedenimi büyük bir kutuya koyup, üzerinde Avustralya’da herhangi bir adres yazdırıp sokaktan geçen birine postalatacaktım. Böyle bir yarın hayalim vardı..”

Ahmet Uluçay


parmağıyla ilkokul çantama tık tık diye vurur
cevizdendir, inegöl işidir kıymetini iyi bil derdi babam
küçük bir askerdim ben de
siyah önlüğümün içinde bembeyaz bir yürek
dökülürdüm yollara hava soğuktu okulum uzak
bir avucumda közde pişmiş sıcacık bir patates
hem beslenmeliyim hem üşümesin diye elim
değiştirirdim ara sıra çantamla patatesi
dikkat ederek çantama
cevizdendir, inegöl işidir kıymetini iyi bil derdi babam
babamın bilmediği bir şey vardı
her sabah çantamın içine bir gün doğar
ortasından ekvator geçer
ve masmavi gökyüzünde çantamın
güneyden kuzeye göçmen kuşlar uçardı
gülün bakalım bıyık altından şimdi siz
söylesem inanmayacaksınız
siz uyurken çantamın içinde atatürk samsun'a çıkardı
ve bilirdi yedi kere sekizin kırk iki olduğunu
bilmeseydi eğer bandırma vapuru sinop burnu'na çarpardı
ben bir türlü bilemedim aram hiç iyi olmadı hesap kitapla
nohut ve fasulyeden bir abaküsüm vardı
hesabını hâlâ verebilmiş değilim hayata
iyi şiir okurdum ama iyi resim yapardım
eyvah dediler bu çocuk adam olmaz
yazık oldu çantaya
cevizdendi inegöl işiydi...

Yangın anında ne yapılmalı?



Was tun, wenn’s brennt? / What to do in case of fire? / Yangın anında ne yapmalı?
Bu film her şeyden önce ideallerimize ne oldu sorusunu suratımıza çarpıyor. 80′li yılların sonunda Berlin’in bir ada olarak Doğu Almanya’nın ortasında olduğu zamanlarda Berlinli altı anarşist Alman genç türlü eylemlerle, sisteme karşı duruşlarıyla, polis çatışmaları ile günlerini geçirmektedirler. Bu anarşist gençlerin 80′lerin sonunda bir villaya yerleştirdikleri ev yapımı tuhaf bombanın (!) tutup 2000 yılında patlaması, 12 yıl aradan sonra bir araya gelmelerini sağlıyor. Çünkü bombanın patlamasıyla aralarında bir devlet görevlisinin de bulunduğu iki kişi yaralanınca polis bombacıları bulmak üzere harekete geçiyor. Yapılan bir polis baskınında bombayı yapan grupta bulunan Tim ve Hotte’nin evindeki eşyalara da el konuluyor. Üstelik bu eşyaların arasında grubun bombayı yaparken kendi görüntülerini çektikleri bir film de var. Böylece 80′lerin hızlı anarşistleri mecburiyetten bir araya gelerek filmlerini polis izlemeden emniyet müdürlüğünden almak üzere bir plan yapıyorlar.

Altı anarşist gence gelince, aradan geçen 12 yılda gruptan değişmeyen 2 kişi sadece Tim ve Hotte’dir. Gruptaki diğer gençlerden Nele artık iki çocuk annesidir. Maik zengin bir reklamcı olmuştur. Terror şimdi bir hukukçu olarak arkadaşlarının karşısındadır. 80′lerde Tim’in sevgilisi olan Flo ise şimdilerde zengin bir adamla evlilik hazırlıkları içerisindedir. Eski filmlerini emniyet merkezinden alamazlarsa kariyer, aile, huzurlu yaşam (!) diye bir şey kalmayıp tümü hapse düşebilecektir. Bir araya gelirler, geçmişlerinin muhasebesini yaparlar, artık birbirlerine karşı yok olmuş güvenlerini oluşturmaya çalışırlar ve filmi ele geçirme planlarını uygulamaya geçerler.

» Türkçe altyazılı (Almanca)
» İndir indir (736 mb.)

Fenerbahçe Kültürü


95.000 Fenercell'li, 170.000 taraftar kartlı var da iki tane ruhu olan topçu yok be bilader

"Cocukken elimde radyo Fener'in maclarini dinlerdim. Macin tamamini tek kale oynardi takim ve ben kaleci Ivancevic'in ismini bile duymazdim. Oynadigim dönemde de ayni sey olurdu. Fenerbahce'nin bir futbol kültürü vardi ve bu hep böyleydi."
Ridvan'in Kasimpasa maci sonrasi bu sözleri sanirim macin da tarifiydi. Fenerbahce'nin bu tarifte bahsi gecen "futbol" kültürü degisiyor. Tümer'in "yangin ciksa yarim saat süremiz olsa 8 kisi ölü veririz" sözlerini dogrularcasina son yillarda takima gelen topculardaki rahatlik Fenerbahce'nin adeta neo kültürü olmus durumda.

Gaziantep macinin ikinci yarisindan itibaren cöken futbol anlayisi, habire "gidiyorum" aciklamalari ile gündemden düsmeyen Carlos ve Guiza ikilisi ve takimda "yatan" topcular. Isin bu denli uzamasindaki yegane sebep Fenerbahce'nin "büyüklügünü" gelen futbolculara hissettirememiz olsa gerek. Takima gelen futbolcunun "mayismasi"nin nedenleri üzerinde durmak gerekiyor. Yoksa sekizde sekiz yaparken de Fenerbahceli endiseliydi.

Kasimpasa maciyla birlikte gözüken o ki, takim ici bazi radikal karar almanin vaktidir artik. Gidiyorum diye rest cekenlerin biletini kesmek, takimi disipline etmek en önemli noktalardir.

Bu gece kaybetmekten daha cok koyan takim halinde herkesin "mac bitse de gitsek" modunda olmasi ve her seyden önemlisi de giydikleri formanin farkinda olmamalaridir. "Mücadele" kelimesini artik ögrenmenin vaktidir Fenerbahceli topcunun...

victim holiday

nothing called freud


"şüphesiz kader, seni hastalığından kurtarmayı benden daha kolay yapacaktır. ama senin histerik acılarını ikimizin ortak bir umutsuzluğuna dönüştürebilirsem, bu işten kazançlı çıktığına sen de kendini inandırabileceksin." sigmund freud

80S punk videos


Seksenlerin punk videolari yeraltindan yukariya dogru "isinlanmis", size kalan hepsini tüketmek. Yasasin alternatif tüketim!

80spunkvideos.blogspot.com

Radyo Atom Kule


Radyo Atom Kule, Amkara'dan yayın yapan çevrimiçi bir radyo programı veya gavurların deyimiyle "podcast"dir. Kıdemli metalciler Utku Hicran ve Haplı Semih tarafından hazırlanıp sunulan programda annenizin dinlemenizi istemeyeceği her şeyi duymanız mümkün.

atomkule.blogspot.com
myspace.com/atomkule
atomkule[at]gmail.com

Robert Enke


Hedeflerin üst tutuldugu bir sezondu onu tanidigimiz zaman. Kalede sikinti
olunca Robert Enke transfer edilmisti. Hafizam beni yaniltmiyorsa onu
ilk kez Kocaelispor'la yapilan bir hazirlik macinda izlemistim.
Ligin ilk macinda ise...
...PVH'yi izlemeye gelmis, Herr Daum'la firtinali bir baslangic yapmak üzere
yola koyulmus bir sezonda ilk macta kaledeydi. Herkes 5 beklerken Istanbulspor
Fenerbahce kalesine 3 gol yuvarlayinca ilk macta bir suclu aranmis, o da Enke olmustu.
O gün küfür yiyen Enke bugün "badem gözlü" oldu.
Her seyi gectim de, siirini okudugumuz, filmini izledigimiz insanlarin ölümü
sanki bu kadar ilginc gelmiyor insana. Bir futbolcu da ölebiliyor en nihayetinde...
Hani sair diyor ya "ölmek sevdiklerinin gozbebegine tasinmaktir" diye o da 2 yasinda
ölen bebeginin gözbebegine tasindi...
R.I.P. ENKE!

Dikkat! Anarşist Düşebilir

Duvarların dili olsa neler anlatırdı? Ya da toprağın altında gömülü
gerçekler ortaya çıksa neler olurdu? Ama dur, daha çok işimiz var!
Peki, nereden başlamalı? Mesela şu nasıl: "Tak, tak!" - "Kim o?" -
"Polis" - "Bam! Bam!". Güzel, peki ya sonra? Yeter artık! Kardeşime
dokunma! Bravo! Ama olmadı; yine harcadılar kardeşini. Ve birini daha,
birini daha... Tamam, o zaman başlasın adalet arayışı. Mahkeme duvarı
suratlar, adalet arayanı kovalar. Çaldığın kapılar teker teker yüzüne
kapanırlar. Sonuç? "Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar"... Şimdi ne
yapacaksın? Gerçeği gördüm bir kere, artık sessiz kalamam. Umudum var,
perdeyi aralayacak kadar. O zaman vaktidir sahneyi kurmanın; adaleti
tam da kaybolduğu yerde aramanın. O halde başlasın artık oyun; kovala,
sorgula, hesap sor, çıkar ortaya!..

OYUN TARİHLERİ
» 02 Kasım Pazartesi 18:30 İ.T.Ü. Taşkışla Kampüsü 127 Numaralı Salon
» 16 Kasım Pazartesi 18:30 Boğaziçi Üniv. Güney Kampüsü Demir Demirgil
Salonu - Aziz Nesin Vakfı Yararına
» 22 Kasım Pazar 18:00 14. Ankara Uluslararası Tiyatro Şenliği - DT
Şinasi Sahnesi