“Matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. Perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. Eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor.” »

Manic depression !


Belki de yardım istemeliydim bir terapistten. Ruhumu iyileştirecek birinden. Bir bilim adamından. Ne kadar komik olurdu bürosundan kendimi iyi hissederek çıksaydım. Bana verdiği tavsiyelere inanıp uygulamaya çalışsaydım ne kolay olurdu. Bana bir hastalık ismi verip reçete yazsaydı. "Manic depression !" deseydi. Ben, "Hendrix'in bir şarkısı o !" deseydim. Sonra da sekreterin vizite ücretlerini koyduğu masasının çekmecesinden paraları alıp kaçsaydım, sekreter güzelse dudaklarından öpüp...

11


90`lı yılların sonlarına doğru Türk tribünlerinde bir değişim sürecine girilecek ve önceleri daha çok "semt" isimleri ile anılan taraftar zümreleri yerlerini tribünde irili ufaklı gruplara bırakacaktı. Bunlardan kimisi gelişen ve değişen futbol endüstrisi içerisinde doğal bir sürece kurban gidecek kimisi de zamana karşı direnecekti. 1999 yılında Fenerbahçe sevdalısı birkaç kişinin önayak olması ile birlikte tribünde vücut bulan Cefakar Kanaryalar (CK) grubu modernleşen futbol olgusuna karşı yola çıktıkları misyonundan ödün vermeden bugünlere gelebilmiş bir tribün oluşumu olma özelliğini taşıyor.

Grup, ismini her ne kadar başlangıç dönemindeki arabesk skorlardan ötürü "cefakar" olarak tanımlasa da gruptaki her birey "cefakar" anlayışını Fenerbahçe isminin geçtiği her yerde olabilmek biçiminde adlandırıyor. Kurulduğu günden bu yana "nicelik değil nitelik esastır" misyonunu güden ve bu doğrultuda çalışmalar yapan CK, 11. yılını kutlarken geride çokça organizasyon bırakıyor. Tribünlerde koreografi çalışmaları, hazır branda pankartlar yerine el emeğini yansıtan ve yapımında büyük çabalar gösterilen pankartlar, sosyal organizasyonlar ve tarihe damgasını vurmuş efsane bir oyuncumuzu gururlandırmak ve onurlandırmak beri yandan da çubuklu formanın hakkını verenlere vefa duygusunu göstermek amacıyla efsane futbolcumuz Lefter Küçükandonyadis`a heykel organizasyonu... Tüm bu çalışmalarda ortak güç Fenerbahçe sevgisi olarak öne çıkıyor.

Yüzleşme

bir biçem, bir dil, gecenin sonunda insalığın en aşağı katmanlarıyla bir yüzleşme, bizi içeri daha da içeri çeken, boynumuza parmaklarını geçiren, ısıran, tüküren, hırlayan, ölesiye korkan ve korkutan. yani yaşayan. bir kıpırdanma başladı bile, parmaklarımızın ucunda, gözeneklerimizden içeri sızan bir şey var. böyle bir yüzleşmeye katlanabilecek mi insan?

"Kimdim ben?"

Katil ve kurban. Ellerimde başkalarının kanı var, başkalarının ellerinde de benim kanım. Bir cinayet işledim; belki de pek çok cinayet işledim. Nasıl olsa bütün ipuçlarını temizledi hafızam.

Bir cinayete kurban gidiyorum. Belki de pek çok cinayete kurban gidiyorum. Nasıl olsa inanmıyorum ardımdan tutulacak mateme. Katillerimin yüzlerini seçemiyorum; isimlerindense geride harfler kalacak sadece. Binlerce kelime, onlarca hikaye var boğazımda düğümlenmiş. Susuyorum konuşmam gereken yerlerde; dilimi tutamıyorum ne zaman susmam gerekse. Anlatacak çok şeyim olsa da, emin değilim anlaşılmak istediğimden. e.ş.

Korku İmparatorluğu

Gözlerime ilişen "polis koruyor" temali duvar reklaminin hemen ardinda aslinda pek sevgili Ankara valisi tarafindan "meşru" görülen polis siddeti ile birlikte bir eylem gerceklesiyor. Oldu bittiye getirilerek 4C kapsamina alinmaya calisilan Tekel Iscileri Ankara'da eylem yapiyor. Polisin duvar reklaminda olmasi gerektigi gibi gercek hayatta da görevi vatandaslari "korumak" olmasi gerekirken artik iyice iktidarin gücü konumuna gelen paramiliter bir güc halini almasi bu eylemin ardinda kalan bir baska gercek... Siddetle korkutulmak istenen eylemciler bu mevsimde soguk sularin icinde kaliyor, biber gazlari siddetini artirsin diye insanlara su sıkılıyor... Ekmegini isteyen iscinin mücadelesi devam ederken televizyonda insanlar göbek atmaya devam ediyor!

vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan, tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan,
polis copuysa...

Rashit #konser


Rashit, uzun aradan sonra 25 Aralık Cuma gecesi konsere çıkıyor. Pulp'taki konser 22.00'da başlayacak.

22 Aralık 2009 Cuma 22:00.
Pulp - Beyoğlu (İmam Adnan sok. Yeşilçam Sineması üstü)


01. Kısır döngü
02. Katilin adı yok
03. Ağlama değmez hayat
04. Çok mu zor?
05. Küreselleşme dehşeti
06. Özgür basın
07. Sakın inanma
08. 2001 Yazı
09. Yükseliyor ateşim
10. Öldüren eğlence
11. Blitzkrieg bop
12. Çarpışan otolar
13. Teker teker
14. Dans et
15. Tüketici
16. I wanna be your dog
17. Kişisel birşey
18. Fırtına
19. Hava soğuk
20. Sansür
21. Dinozor

Jello Biafra yaşlanamaz!


If you love god, burn a church. Jello Biafra

Eric Reed Boucher ya da en bilinen şekliyle Jello Biafra. İlk şarkılarını dinlediğimde henüz liseye gidecektim. Kendisinden ilk kez haberdar olduğumda dudaklarım uçuklamıştı. Böyle bir insan vardı. İnternet yaygın değildi, köşebaşlarında Dead Kennedys çalışmaları arıyordum. Oysa o dönemin punkçıları tarafından "tüketilip" bir köşeye atılmıştı bile. Zira, Köprüaltı Kemancı "über alles"le inliyordu düşündüğüm kadarıyla.
Punk "etiğine" sonuna kadar sahip olduğunu düşündüğüm Jello Biafra'nın sonrasında bir "müzisyenden" daha fazlasını olduğunu, konser önceleri "politize" dolu konuşmalar yaptığını görünce hayranlığım daha da artmıştı.
Müzik bir protest tavırdır. Punk'ı hiçbir zaman sadece bir müzik olarak görmedi. İçi boşaltılan bir kavramdır "yaşam tarzı" söylemi fakat bir avuç insan bir "etiği" ilerlemiş yaşına rağmen halen sürdürebiliyor.
Haftasonunda bir döneme damgasını vurmuş Türki$ Punkestalardan bazılarını alakasız bir yerde gördüğümde onları zihinde belli bir fotoğrafa yerleştirip sanki hiç değişmeyeceklerini düşünmenin ne kadar yanlış olduğuna tanıklık ettim. Tıpkı Biafra'nın da yaşlanmış olduğunu kabul etmem gibi... Yine de yüzlerindeki protest tavır hiçbir zaman yaşlanmayacak sanırım...


çok gerilerde kaldı
bizi bazen bir şiirin uyandırdığı sabahlar
durup dururken içimizde parlayan sevinç, tutuşan ümit
çok gerilerde kaldı
hayatı budalaca seven yanımız
çok gerilerde...
şimdi dönüş yolunun
karanlık düşüncelerinden yorgun
aynalarda unutkan dalgın bakışlar
murathan mungan

Azil



"Önemli olan, Tanrı'nın bir enstrüman yaratmış olmasıdır. İnsan denen bir enstrüman. Ancak yarattığı müzik enstrümanını çalamayan bir usta gibi, Tanrı da insandan doğru sesi çıkaramamıştır. Bu yüzden, Tanrı hariç bütün güçler insanı çalmış ve özellikle de şeytan en güzel melodilerini onunla bestelemiştir."

Aynı zihinde yer alan karşıt düşünceler birbirini yok eder ve ışığa dönüşürler.
Herhangi bir düşünce, karşıtıyla karşılaşırsa özgün halinden eser kalmaz. Karşıtından mutlaka etkilenir ve değişir. Bu da yok olduğu anlamına gelir. Aynı zihindeki karşıt düşünce baskısına çelişki denir. Zihin, çelişki karşısında birbirini parçalayan düşünceleri ölümlerine terk etmek zorundadır ve üçüncü düşünceyi üretmelidir. Zihin, yok olanların bıraktığı yeri üçüncülerle doldurmalıdır. Aynı takdirde karşıt düşüncelerin aynı anda yok olmasıyla boşalacak olan zihinde davranışa dönüşecek hiçbir şey kalmayacaktır. Ve davranışın gözlemlenmediği beden her anlamda felçli sayılacaktır. İnsanların en büyük hatası, bu kuralı görmezden gelmeleri ve karşıt düşüncelerin birbirlerini öldürmesine izleyici kalmalarıdır. Hayatın karşılarına çıkardığı seçim kavşaklarında dolanarak ölmelerinin nedeni, karşıt düşüncelerin çarpışmalarından kaynaklanan ışıktan gözlerini alamadıkları için körleşmeleridir. kör ve felçli. Kim böyle olmak ister?

Urgh! A Music War!



"Urgh! A Music War!" her saniyesiyle baştan çıkartıcı bir film. Seksenlerde New York, Londra, Fransa ve Los Angeles gibi değişik yerlerde film edilen Urgh! dönemin punk davranışını resmediyor. Filmde dönemde rol oynamış çeşitli gruplar bulunuyor. Beni benden alan bir sahnesinde "Police" grubu "Roxanne" şarkısında tercüme eden abinin hissiyatına göre "Roksan, kırmızı ışıkta soyun bebeğim, bunu yapman gerekmiyor" sözlerini söylerken arkadaşının kıçına tekmeyi atıyor ve "çok yalnızız" diyerek birçok grubu alana davet ediyor.

Kamera bir güzele ya da kalabalıkta lavuğun tekine yöneldiğinde -ki malesef bu oluyor- şunu söyleyebilirsiniz ki kameraman tayfası sanki onların gözünü film ediyor. Fakat bu günümüzün bir kültürel kalıtımı. Bu filmden şu sonucu çıkarabiliriz. Abiler pogoya, stage diving olaylarına davet etmiyorlar. Çünkü hepsi mevcut... Urgh!'da yakalanabilecek şeylerden biri de dönemin punkları sadece görüntüleri ile değil aynı zamanda "sıkı" dinledikleri ve oynadıkları müzikler ile de gündemdeler.

Filmin bir sahnesinde Dead Kennedys frontmani Jello Biafra halka şöyle hitap ediyor: "Benim için kanınızı emin!" Kalabalığı özgürlükle eğlenmeye davet ederken bunu da punk ile yapacaklarını belirtiyor. Beri yandan, filmdeki grupların yarısından fazlası seksen sonrası hiçbir yerde gözükmüyorlar. Fakat bunun bir "tavır" olduğunu belirtmekte fayda var.

Halen, dönemin bir kaydı olarak gözüken filmde en önemli ayrıntılardan biri de görebileceğiniz ve duyabileceğiniz en güzel sahne ve ses sistemi kullanılmış. Filmi bulmak ve izlemek size düşüyor.

Modern insan


modern insan, bir devlet hastanesinin doğum kliniğinde dünyaya geliyor, oradan yuvaya, yuvadan okula, sonra da ya bir fabrika ya da bir büroya geçiyor. modern insan artık kendi yaşamını sürdürmüyor. ölümü bile kendinin değil çoğu kez...

Zdenko Frantic

Kırık Çizgi, 5 Aralık Cumartesi günü Peyote'de Kim Ki O ve Hırvatistan'dan Zdenko Frantic'in projesi Lutajuci Dj Zdena ile beraber sahne alacak. Zdenko Frantic, Zagreb'de 1989 senesinden beri Slusaj Najglasnije! (Listen Loudest!) olarak adlandırdığı bağımsız dağıtım ağı altında bir çok toplama, bir çok albüm yayınladı. Türkiye'den kırık çizgi ve kim ki o dahil bir çok grubun cdsini basmış ve şarkılarına toplamalarında yer vermişti. Kendisi 4 Aralıkta ise Kadıköy Arkaoda'da djlik yapacak. Ayrıca konser de Zdenko Frantic'in açacağı standdan Kim Ki O ve Kırık Çizgi'nin cdleri ve tişörtlerinin yanı sıra Slusaj Najglasnije!'nin katoloğundan ürünlere de ulaşabilirsiniz.


Zagreb bağımsız müzik sahnesinin en önemli adamının kim olduğunu merak ediyorsanız... En yüksek seviyede dinleyin!

RÖP: EKİN SANAÇ / Bant

Zagreb'de 1989 senesinde, sıkı bir müzik takipçisi olan Zdenko Franjic, birkaç kasetin ardından "New York'un Bombalanması" (Bombardiranje New Yorka) adlı ilk toplama plağını basarak Slusaj Najglasnije! (Listen Loudest!) olarak adlandırdığı bağımsız ve 'kendin yap' etiğine göre işleyen dağıtım ağını başlatmıştı. Franjic, o gün bugündür tek başına yürüttüğü bu operasyonu bir plak şirketi olarak değil, bağımsız bir duyuru sistemi olarak tanımlamayı tercih ediyor. Aynı zamanda Babilonci adlı emprovize takılan grubu ve Lutajuci DJ Zdena adını verdiği damardan projesiyle müzik üretimini de sürdürüyor. Franjic, Zagreb'in yeraltı estetiği adına çok önemli ve öncü bir şahsiyet ve onunla Zagreb'e gidip de tanışmadan dönen olmuyor. Zdenko'yla şehirdeki konserler ve etkinliklerde, bir köşede, CD-R, DVD-R, kitaplar, filmler ve tişörtlerle dolu standında insanlarla sohbet ederken karşılaşmamanız mümkün değil. İnternet çağı, Zdenko Franjic'in operasyonlarına çok faydalı olmuş belli ki. Kendisi hâlâ sürdürdüğü Bombardiranje New Yorka toplama serisini bir süredir DVD'lere basıyor ve içinde dünyanın dört bir yanından çok sayıda saklı grubun şarkılarına yer veriyor. Bugüne kadar Türkiye'den de birçok grup ve proje, hattâ oldukça ender bulunabilecek bir takım kayıtlar Slusaj Najglasnije! tarafından bu toplamalara dahil edildi ve birçok demo birebir kopyalanarak Zagreb'in dağıtım ağına girmeyi başardı.

Zdenko Franjic, 4 Aralık ve 5 Aralık tarihlerindeki performansları için İstanbul'un yolunu tutuyor. 5 Aralık gecesi, Peyote'de kayıtlı müziklerin üzerine vokal yaparak gerçekleştirdiği projesini sahneliyor, 4 Aralık'ta ise Kadıköy arkaoda'da kabin arkasına geçerek Listen Loudest! kataloğunda yer verdiği gruplarla başlayıp funk, punk, disco, dub, reggae ve elektronik sularda kaybolmaya doğru giden bir set sunuyor. Hattâ bu performanslarda Zdenko Franjic'in kataloğundaki ürünlerin de satın alınabilir olacağını ekleyelim. Büyük bir emek, bitmez tükenmez bir müzik sevgisi ve sağlam bir kararlılık. Zagreb'deki bağımsız müzik hareketinin en önemli sebebi olan Franjic'e İstanbul ziyareti öncesinde merak ettiğimiz birkaç soru yönelttik.

Bizi bir parça 80'li yılların sonlarına, projeni ilk başlattığın günlere götürebilir misin? Zagreb bağımsız müzik üretimi adına nasıl bir yerdi o zamanlar? Listen Loudest!'ı nasıl kurguladın ve nasıl bir şeyin peşindeydin?
O zamanlar Zagreb'de bağımsız müzik adına bir şey yoktu. Yalnızca Slovenya'da ufak çaplı birşeyler oluyordu. Ben işe bir müzik hayranı olarak başladım. Dışarıdan albüm sipariş ediyordum ve 1989'da - o zamanlar Yugoslavya'nın bir parçası olan - Hırvatistan'da kişilerin albüm yayınlaması mümkün hâle geldi. Birkaç kasedin ardından aynı sene altı grupluk (Satan Panonski - savaşta öldü -, Majke - şimdiki Mothers -, Messerschmitt - hâlâ müzik yapıyor -, Machine Gun, Skol ve Kaoticne Duse), “Bombardiranje New Yorka” isimli bir toplama plak bastım.

O günlerde müziğin sansürlenmesi adına neler anlatabilirsin?
Müziğin sansürlenmesi hakkında genel durumu açıklamam güç, ama sana 1990 yılında Satan Panonski'nin “Nuclear Olympic Games” (Nuklearne Olimpijske Igre) plağını basarken başımıza gelenleri anlatayım. Plakları Zagreb'teki Jugoton denilen yerde bastırıyorduk ve bize o albümü dağıtmak istiyorsak bir şarkıyı çıkarmamız gerektiğini söylediler. Şarkının adı “Dragi sine moj” (Sevgili oğlum) idi ve ensesti konu ediyordu.

Hem Hırvatistan'dan hem de dünyanın dört bir yanından müzik severlerle oluşturduğun büyük bir ağın var. Zagreb'e gitmiş herkes seni ve dağıtımlarını biliyor. Bu ağı oluştururken nasıl yöntemler izledin? “Bombing Of New York” (New York'un Bombalanması) toplama DVD serilerinde yer verdiğin grupları nasıl seçiyorsun?
Yöntemlerim tamamen kendi işini kendi başına yapmaya ve hattâ tek başıma yapmama dayanıyor. Slusaj Najglasnije!'nin, kontratlar, hak savunmalar ya da satışlarla ilgisi yok. İnsanlarla çoğunlukla albümlerimi ve kitaplarımı satmak için konserlerde kurduğum stantta tanışırım. Bastığım ürünleri kendi performanslarıma da mutlaka taşırım. Ama şunu söyleyebilirim ki çok da satış yaptığım söylenemez. Gruplara ulaşmak için de her türlü yolu kullanıyorum. İlanlar, MySpace, Facebook, kulaktan kulağa...

Toplama albümlerini neden “New York'un Bombalanması” olarak adlandırmıştın ve kapağını nasıl tasarladın? 11 Eylül olaylarını duyduğunda ne düşünmüştün?
Bir gece eve geldim ve ikiz kulelere çarpan uçakların resimlerini gördüm. Kendimi bilimkurgu filminde gibi hissettim. Toplamalara “Bombardiranje New Yorka” adını vermemizin sebebi, bomba gibi bir isim aramızdı ve bu isim kulağımıza çok iyi gelmişti. Kapağını da iki resmi birleştirerek yaptım. Biri kataloğun birinden bulduğum New York resmi, diğeri de Amerikan fanzin Search & Destroy'da bulduğum Vietnam üzerine düşen bombaların resmiydi .

Toplama albümlerinde Türkiye'den birçok kayda da yer verdin, hattâ onların demolarını bastın. Ve bunların arasında günümüzden ve daha eskiden ulaşılması gerçekten çok güç olan kayıtlar da vardı... Türkiye'den ilk keşfettiğin müzikler nelerdi? Ender parçalara nasıl ulaşıyorsun?
Evet, evet! Tüm bunları yaptım ve bununla çok büyük gurur duyuyorum! Bence Türkiye'de harika bir müzik sahnesi var. Bunları müzik değiş tokuşu yaptığım arkadaşlarım sayesinde keşfettim. İlk iletişim kurduklarımdan biri Fairuz Derin Bulut idi. Eski bir demolarını dinlemiştim ve bayılmıştım. 8. " Bombardiranje New Yorka” toplamasında Fairuz Derin Bulut'tan üç şarkıya yer verdim. Ardından diğer çok sayıda gruba ulaştım. DDR (tüm kayıtlarını burada da bastım), Ayyuka, Kırık Çizgi, kim ki o, Başıbozuk, Clouds & Crowds, Fitisound, Fu Records, Rolanti, Toz ve Toz, vs... İstanbul'a geldiğimde en azından bazılarıyla tanışmayı umuyorum.

20 yılı aşkın süredir iyi müziklerin duyulması için çaba gösteren biri olarak, Hırvatistan müzik ortamı için kendini çok önemli biri gibi hissediyor musun? “Eğer Listen Loudest!'ı başlatmasaydım, hiçbir şey böyle olmazdı” diyor musun?
Aslında bazen kendimi Ray Bradbury'nin, herkesin unutmamak adına bir kitap öğrendiği “Fahrenheit 451” romanından fırlamış bir karakter gibi hissediyorum. Ama ben bunu müzikle yapıyorum. Ve bu müzik tamamen bir yeraltı müziği, asla yayınlanan bir şey değil. Ama CD'deki bir müzik de aynı zamanda bir kitap ve müzik de sözler olmasa bile bir hikâye anlatıyor, kaldı ki sözler de aynı zamanda müzik sayılıyor. Ve bazen de oturup tüm bu çabalar boşuna diyorum ve kendimi hiç de önemli biriymiş gibi hissetmiyorum.

DJ Zdena'nın önüne oturttuğun "Lutajuci" ismi nereden geliyor? Anlamı nedir?
“Lutajuci”, gezgin anlamına gelen bir sıfat. Gezginlere hayranlık duyuyorum ve kendim de bir gezgin sayılırım. Benim için gelmiş geçmiş en iyi yazarlardan biri Maksim Gorki'ydi ve onun Rusya'da gezerken, diğer gezginlerle tanışmasını konu eden hikâyelerini çok seviyorum.

Şarkılarında enstrümantaller üzerine vokal mi yapıyorsun, yoksa müzikler de bizzat yazdığın müzikler mi?
80'lerin başından beri şarkı yazıyor olmama rağmen, aslen ilk grubumu 1995'te kurdum. Grubun adı Losi Decki (Bad Boys) idi ve dört albüm ile bir split basmıştık. Gruptaki en zayıf halka bendim ve diğer müzisyenler bir süre sonra beni bıraktı. Ben de bunun üzerine enstrümantal parçalar üzerine vokal yapmaya başladım. Bu sayede, yaşayan ve ölü, en iyi müzisyenlerle çalışabiliyordum. Sonradan ilginç yeni insanlarla tanıştım ve yeniden müzik yapmaya başladık. Yeni grubun adını Babilonci koyduk. Babilonci hâlen devam ediyor ancak henüz hiç konser vermedik. Yalnızca emprovize müzik yapıyoruz ve bunları kaydederek yayınlıyoruz. Şimdiye kadar bu şekilde dokuz albüm hazırladık. Grupta benim dışımda Goribor'un gitaristi ve vokalisti, Bor'lu Pity ve St var. Diğer elemanlar ise Zagreb'den. Davullarda Bush var ve kayıtları gerçek bir ses ustası olan Hrc'nin Green Zone Stüdyosu'nda, yani odasında yapıyoruz.

Şarkıları da emprovize olarak mı söylüyorsun? Yoksa sözleri önceden yazıyor musun?
Söz yazdığım bir defterim var, ama en iyi sözler emprovizasyon esnasında çıkıyor. Bilmiyorum, sanki o şekilde kelimeler ve ifadeler daha rahat ortaya çıkıyor.

Şarkı sözlerin Hırvatça olduğu için anlayamıyoruz. Genelde şarkılarında neler anlatırsın?
Evet genellikle şarkılarımda Hırvat argosu kullanıyorum. Ama son zamanlarda bozuk İngilizcemle şarkı söylemeye de başladım. Genellikle etrafımda olup bitenlerden, tanıştığım kişilerden, problemlerimden ve bu problemleri nasıl çözdüğümden bahsederim.

Yeni bir toplama albüm geliyor mu?
14. Bombardiranje New Yorka üzerinde çalışmaktayım. İsteyen herkes bana şarkılarını, videolarını yollayabilir. Ayrıca küçük fakat çok sayıda yayın yapan plak şirketimden demo çıkarmak isteyenler de bana ulaşabilir. E-mail adresim: franticz@gmail.com

Bu aralar en çok neler dinliyorsun?
Bu aralar çok fazla funk ve erken dönem disko müzikleri dinliyorum. Tabiî bunların yanısıra dinlediğim bir sürü diğer şey de var. Ciddî heavy metal sevmem, ama eğer espriliyse hoşuma gider. Evimde sürekli müzik çalar. Bence müzik ruh için en iyi tedavidir.