“Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikâyenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bi filmdi.” »

oniki maymun

Espressolar kesmiyor artık soğuk kahve ile düşüncelerimi arttırıp minimal techno ile bütünleştiriyorum. Ricardo, Ellen, Craig hepsini seriye bağlıyorum; Glock'dan çıkan sıcak mermiler gibi melodileri de derinlerde işitiyorum. Keyif alabilmek için dozu sürekli artırmak gerekiyor. Psikoaktif maddeler hep daha fazlalaşıyor beynimde, lanet olasıca bağışıklık sistemim lanet olasıca kuşlar... Bugün çok hunzurdu insanlardan etkilendiklerini varsaydım göç ettiklerini unutarak. Neyse immo'nun önerdiği 1996 yapımı bir film alıyorum Janet Peoples ve David Webb Peoples'ın senaristliğini yaptığı anarşist amcamız Terry Gilliam'ın yönettiği Twelve Monkeys oha diyip anlatmak için nerden gireceğimi bilmiyorum ama kısaca özetlersek paranoid şizofrenin bu kadar detaylı anlatıldığını ilk kez bu filmde görüyorum zaten başlangıçta belirtilen filmin paranoid şizofreni hastalarından yapılan mülakatlardan yazıldığını yazan yazısı ilk görüşte aşık ediyor ne olduğunu bilmeden... Akıl Oyunları vs yanında bonibon şekeri gibi kalıyor, çok mutluyum bunu söyleyeceğim için. Çünkü filmin senaryosu da bir o kadar deli olmuş neden mi en başta hezeyanları ve sanrıları olan bir kaçığın başlangıçtan filmin sonuna kadar hasta olarak görülüp de filmin sonunda hasta olmadığını anlamak bir o kadar daha mutlu ediyor insanı. Yaşasın delilik, yaşasın göreceli yaşam kavramı, yaşasın anarşizm...
eray caka

2 müdahale:

immo guitti dedi ki...

god save terry gilliam...

immo guitti dedi ki...

god save terry gilliam...

Yorum Gönder