
Çeyrek kala vapuruna yetişmem için hızlı adımlarla ilerlemem gerekiyordu, sıradan normum da zaten diğerlerine nazaran daha hızlı olduğundan makas ata ata ilerleyip vapura yetişmiştim. Güzel bir hatun karşısına geçip arada keserek zamanın geçmesini sağlayarak Beşiktaş'a geldim, Barboros bulvarında Conrad yakınlarındaki Nevzat abinin kumarhanesinin kapısını çalıyorum kapıyı Ogün açıyor:
- Vay dayı nasılsın ya... Halil abi de seni bekliyordu bugün, odasında şu an.
- Tamam kardeş.
Gözleri tedirgin bakışlardan çok uzaktır Ogün'ün ama biliyordu Halil abi ile askıya alınan para alışverişimizimin bitmediğini...
- Selamınaleyküm baba
- Aleykümselam, ayakta durma otur. Ogün çay getir Yılmaz abine.
- Ee nerdesin bakayım, işlerin nasıl?
- İdare eder baba, meseleyi daha çözemedim anlayacağın kefil olduğum abi terso! Onun parasını şimdi hesabına yollarız.
- Tamam koçum, çayını içeride içebilirsin.
- Yok baba acil kaçmam gerek...
internetten Halil abinin parasını transfer ediyorum nakit yatan açıklaması ile. Meblağ büyük olmasa da itimadı güçlendireceğini biliyorum her zaman yaptığım gibi tekin ve samimiyim.
Hoşgil oynayacak vaktim olmadığından veda ediyorum Halil abiye içeriye hiç girmeden. Yıldız'dan inen üniversiteliler renk katıyor Barboras'a her zamanki gibi. Bir an telim çalıyor öfkeli bir deli gibi her zamankinden daha öfkeli bu aralar çok tedirginim ondandır bu öfke! diyerek açıyorum, arayan kefil olduğum pokerde kaybeden emekli Erdinç Paşa, briç takılır genelde arada da parasına kumar oynar ama çoğu kimse bilmez ordudan emekli olduğunu Halil abinin mekanında. Benimle görüşmek istiyor ve önemli olduğunu söylüyor, ben de paşamın verdiği adrese taksiye binerek gidiyorum...
Yer Mecidiyeköy, bir avukatlık bürosu. Daha önce Erdinç Paşa'nın tanıştırdığı dgmden emekli bir savcı. Erdinç Paşa çok keyifli beni alnımdan öperek kısa zamanda halledeceğini söylüyor ve konuşacaklarının bu üçlüden başka kimsenin bilmemesi gerektiğini söylüyor, o da biliyor ağzımın çok sıkı olduğunu.
- Yılmaz senin kafanı pek karıştırmak istemiyorum, sana Ankara'ya gitmeni isteyeceğim orda biraz vakit geçireceksin 1 ay civarında sonra istediğinin daha fazlasını zamanla alacaksın bilirsin beni yokluğun sadece görselde kaldığını.
- Tabiki paşam..
- Çankaya'da bir arkadaşımızın yanında kalacaksın o sana her şeyi anlatacak burası pek güvenilir değil konuşmak için, seninle konuştuğumuz mevzular anladın sen!
- Evet paşam...
Numarayı alıp çıkıyorum kafamı ne kadar karıştırmak istemese de neler yaşayacağımı bildiğim için baya bir karmaşa içerisine şimdiden girdim. Taksiye binip Fulya'ya gidiyorum, sürpriz yapacağım Nagihan'a kapıyı çalıyorum içeride çok gürültü var, Nagihan'ı Gebze'de tanıdım kapalı çok sade ve güzel bir hatundu evden kaçmadan önce şimdi masaj salonunda çalışıyor oraya hiç uğramam arada evine gelirim ne de olsa aramızda organik bir bağ var...
Kapıyı açıyor Nagihan şaşkın bakışlarla beni beklemiyordu içeride misafileri vardı birkaç sap ! Kafası da güzeldi ve dağınık sanırım grup yaptılar. Tüm iştahımı kesiyor içeri davet ediyor beni gören saplar heybetimden tırsıyorlar ve izin istiyorlar Nagihan'dan. Onun da istediği bu zaten her zaman standartlardan daha büyüğünü ister, doğru duşa diyorum ve internet vs oyalanıyorum. Ona en son aldığım jartiyeriyle geçiyor karşıma erotizm ateş ateş içimde beni hiisset der gibi bakıyor içimdeki canavarı tekrar canlandırıyor ve tepişiyoruz kırkbeş dakika sırılsıklam oluyoruz. Ona veda edip Beyoğlu'na geçiyorum Nevizade'deki Şahika'ya. Orada safari portakal ile kafamı toparlıyıp Erdinç Paşa'nın beni sürükleyeceği son noktanın neresi olacağını düşünüyorum hapis mi yoksa kırmızı panjurlu ev ve minik minik çocuklar her şeyden uzak bir aile, panjur olmasa da olur deyip kendi kendime gülüyorum, ambiyans oldukça güçlü... Grace Jones - "Strange" ve safari portakal oldukça iyi mekan, bazen boş olduğu oluyor, benim gibi yaşayamayan canlılar gibi. Soluğu Yeldeğirmeni'ndeki dairemde alıp yarın için Ankara'ya 14:15'e biletimi alıyorum. Yatağıma uzanarak önce gün içerisinde birlikte olduğum anları düşleyip duvara bir çeltik atıyorum sonra da portishead ve sigara ikilisini buluşturup uykumun bu ikiliyle buluşmasını bekliyorum keyifle...

nlardan etkilendiklerini varsaydım göç ettiklerini unutarak. Neyse immo'nun önerdiği 1996 yapımı bir film alıyorum Janet Peoples ve David Webb Peoples'ın senaristliğini yaptığı anarşist amcamız Terry Gilliam'ın yönettiği Twelve Monkeys oha diyip anlatmak için nerden gireceğimi bilmiyorum ama kısaca özetlersek paranoid şizofrenin bu kadar detaylı anlatıldığını ilk kez bu filmde görüyorum zaten başlangıçta belirtilen filmin paranoid şizofreni hastalarından yapılan mülakatlardan yazıldığını yazan yazısı ilk görüşte aşık ediyor ne olduğunu bilmeden... Akıl Oyunları vs yanında bonibon şekeri gibi kalıyor, çok mutluyum bunu söyleyeceğim için. Çünkü filmin senaryosu da bir o kadar deli olmuş neden mi en başta hezeyanları ve sanrıları olan bir kaçığın başlangıçtan filmin sonuna kadar hasta olarak görülüp de filmin sonunda hasta olmadığını anlamak bir o kadar daha mutlu ediyor insanı. Yaşasın delilik, yaşasın göreceli yaşam kavramı, yaşasın anarşizm...














