ERAY CAKA
Sabahın ilk saatleri odam leş gibi sigara kokuyor, pencereyi açıp havalandırmak için yatağımdan hızla kalkıyorum serin bir hava ve yağmur yağıyor, sıcak bir duş sonrası canlanmak için bir dakikalık soğuk su şoku sonrası ortaköy gecelerindeki dans pistlerinde zıplayanlar kadar enerjik ve kendimi seksi hissediyorum. Moral için birebir terapi soğuk su vücudumun titremesi bir kedininki kadar aciz olsa da sonrasında adeta mükemmel bir dinamit etkisi gösteriyor bedenim ve ruhum da... Kahvaltı için bir kaşık bal ve sonrasında iki fincan filtre kahve ile güne başlamak için hazır hissediyorum kendimi. Saat ona doğru geliyor bavulumu hazırlıyorum ne de olsa bir ay takılacağım Ankara semalarında beklentiler karşılıklı bu alemde güvenilecek adam para ile bulunur ya da para ne yazık ki seveceğin ve sevileceğin de böyledir çocuksu ruhundan kırıntılar kalmamışsa ! Şu an rıhtım caddesindeyim. Kalabalık her zamanki gibi bir yerlere kaçışanlar, düşünmeden yoksun insanlar da çoğunluğu oluşturuyor, yürüme kuralları için taahhütlendirmek gerekiyor birbirlerine çarptıklarında nazikçe afedersin demek için ! Ya da arkasına dönüp bakıp afedersin diyeni ödüllendiren benliğimizi kınamamız gerekiyor batı normlarına ulaşamadığımız toplumumuzu yönetenleri seçtiğimiz için...
Ofisime geliyorum her şey rayında topu topu beş kişi çalışıyoruz. Avrupa'dan ithal fenomen ürünler getirip iç piyasadaki bayilerimize veriyoruz. Sistem ne kadar otursa da büyümek için ben hep aktif olarak yapamadıklarımızı keşfederim. Neyse Levent'e olmadığım günler neler yapacağını anlatarak düzeni ben var gibi devam ettirmesini belirterek çıkıyorum bir kaç toplantıda bensiz olsun diyerek. Erdinç Paşa'yı arıyorum meşgule alıyor on dakika sonra artı 49'la başlayan bir numara ile çağrı geliyor:
- Yılmaz ben Erdinç abin merhaba.
- Merhaba paşam.
- Sana bir numara mesaj atacağım, o numarayı al bu telefonunu da Ankara'da kullanma. Kendine yeni bir hat al.
- Tamam paşam.
- Beni Ankara'dan hiç aramayasın ha !
- Tamam paşam.
- Hadi yolun açık olsun sağlıcakla.
- Eyvallah.
Gerekli işlerimi halledip eve çıkıyorum mesajdaki numarayı yeni aldığım numaraya kaydediyorum görüşeceğim kişi Özcan Bey. Onunla konuşmak yolun başlangıcı olsa gerek. Nefes nefese çıkarak merdivenleri dairemin kapısını açıyorum pencereleri kapatıp birkaç kitap ekliyorum bavuluma. Hattımı da Levent'e yönlendiriyorum. Öğle yemeği için orta boy pizza söyleyip uzanıyorum yatağıma pall mall sigarımı yakmadan ! Yemek sonrası Sabiha Gökçen'e doğru yol alıyorum, dış hatları çok severim kendimi bir anda olsa Avrupa'da hissettiriyor ama iç hatlar da fena sayılmaz. Bir saat kitap okumak için iyi bir zamandı. Esenboğa'ya inmek üzeriyiz gayet rahatım ve oldukça iyi hissediyorum kendimi. Özcan Bey'i aramak ve onunla kuracağım diyalog sonrası aynaya bakıp aynı hislerin devam edip etmediğini gözlerimin içine bakarak görmek istiyorum ruhumu zaten biliyor olacağım derinlerde ! Taksiye binmeden giriyor koluma saçlar sıfır bir seksen beşlerde otuz sekiz kırk yaşlarda oldukça temiz görünümlü... Hayırdır diyorum Özcan ben diyor gülümseyerek, tabi ne kadar şaşırsam da belli etmiyorum...
Araç nerede diyerek bavulu bir an önce atmak istiyorum bagaja. Oraya gidiyoruz diyerek yorgunluğumu anlarcasına tebbessüm ediyor. Ulus'a doğru yola çıkıyoruz:
- Özcan Bey Ankara'yı çok severim İstanbul ile arasında oldukça ciddi bir fark var. Buranın çok eksiği olsa da esen rüzgar daima beni cezbetmiştir.
- Nasıl bir rüzgar Yılmazcığım ?
- Kısaca "düzen" desem.
- Evet olabilir.
Bu herif pek konuşma taraftarı değil anladığım kadarı ile ya da ben itici buldum:
- Özcan Bey askersiniz değil mi ?
- Evet öyle diyebiliriz, ben psikolojik harekat daire başkanlığında özel şubede üst teğmenim.
- Oldukça zor olmalı işiniz.
- Neden ?
- Türkiye'nin psikolojisi ! Başka ne diyebilirim.

Gülmesi ve başını sallaması ile evet haklısın dedi. Neyse ki az çok bilgim var Erdinç Paşa'dan zamanında şirinler çizgi filmini dahi bu birim getirtmiş komünizmi çocukların hayallerine ismini bilmeden sokmak için. Daha bunun gibi ne oyunlar oynanıyor yazılı basında medyada internette ama hiç de ilgimi çekmemişti, hatta devlet kanalı Amerika'dan ithal edeceği filmlerin listesinide önce bu birime yollarmış onlar gerekli fizibiliteyi yaptıktan sonra hangilerinin şartlara uygun olduğunu not düşerlermiş bunlar gibi niceleri olsa da halkımız çok bilinçli koyun olmaya devam ediyor. Düşündüğü tek şey Tanrı ile aralarını düzeltmek hayat şartlarına uyum sağlamak. Şükürcülüğün en büyük silah olduğu devletlerin yüz yıllardır bildiği ve uyguladığı bir din politikası ! Daha nasıl bir hareket olsun ki baştan kopmuş ya da koparılıyor daima, diğerleri de cabası. Hareketmiş sikimin mantarları...
* * *
Yeraltı Öyküleri - 1: Çıkmaz Sokak
Yeraltı Öyküleri - 2: Çeltik
















