“Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikâyenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bi filmdi.” »

Haftasonu Yalnızlığı #1



"Hani birlikte kahve içecektik, korktun mu beni kırk yıl sevmekten" diye bir mesaj düşüyor 'inbox'a ve soluğu bir kafede alıyorum. Haftaiçi yoğun telaşlı tempo, haftasonu ise biraz daha makul sayılabilecek bir yorgunluk ertesi muhabbetin eşiğinde buluyorum kendimi. "Anlat diyor" karşımdakiler, bilmiyorlar ki espresso içmeden konuşamıyorum ben. Kendimi yıllarca saklanmış biri gibi hissediyorum her seferinde kulaklarımı tırmalayan o cümle ile : 'Anlat.' Gecikmiyor cevabım. Net oluyor: 'Ne anlatayım.'

"Bir espresso lütfen" dediğimde kendimi İtalya'daymışcasına mutlu hissediyorum. Bir zamanlar hayalimdi orada olmak. Yanımdakiler muhabbete dalmışken henüz teenage dönemindeki bir kızın defterinin son sayfasının açılmış olduğunu gördüm. Bir şiir yazıyordu, bu aslında ilgimi çeken bir şey değildi. Sadece imzasında yer alan ismi garipsemiştim. "Yeraltından" çıkıp 'facebook'a meze olan bir isimdi, Küçük İskender. Şiir belaltı vurmuştu beni:
"Artık kalbim yok ağladığımda sana. Düşündüğümde seni artık kalbim yok. Seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim. Atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda... İstediğin gibi yaptım; artık kalbim yok !"

Bir şiirin beni etkilediği yılları çoktan geçmiştim. Hızla yok oluyordum. Yaşımdan çok küçük futbolcular olduğunda anlamıştım artık futbolcu olamayacağımı ! Bugün de bunu anlıyordum. Saklıyordum karşımda duran kıza hislerimi, her ne kadar masadaki herkesin bildiği gerçeğini unutarak... Aklıma ağlayarak okuduğum bir kitabın sözü geliyordu, "dile getirilemeyen aşk gibisi yoktur." Bu yüzdendi her soruya 'ne anlatayım' diye çıkışmam.

Tüm bunları düşünürken arkada oldukça yaşlı bir bayan ve birkaç genç mırıldanıyorlar. İnsanların haftasonlarını değerlendirmesini bilmediğinden bahsediyorlardı. Oldukça süslü kelimeler, ucuz loser muhabbetleri karşısında dikkatimi oraya verdiğimde içimden bir ses La Fontaine'den masallar diye haykırıyordu.

Uzun süredir bir futbol maçını statta izlememiştim, yine televizyon başına geçmek en mantıklısı diyerek oradan ayrılmaya karar verdiğimde bir öğrencinin bir arkadaşından biraz düşük aldğını ama yazılısının aynı olduğunu söylemesiyle okulların sisteme bir köle yetiştirme vazifesini ne kadar doğru bir şekilde gerçekleştirdiğini anladım. Umrumda değildi sizin notlarınız... Yazılı okuyup not verme gibi bir sıradan işe hiç bulaşmamıştım. Bunu da lisedeki İngilizce hocama borçluydum. "Öğretmenlik kovalamak" ne kadar hoş olsa da bu tür şeyler ilgimi çekmiyordu.

Maç izlemek için eve doğru yol almışken gözüme bir 'dev ekran' önü takılıyor. En son kahvede ne zaman maç izlediğimi unutarak arabayı köşeye çekiyorum ve kendimi kapı önündeki muhabbete atıyorum... Sosyolojik araştırma yapanların kahveleri neden seçmediğini hiç anlayamamışımdır. İlk duyduğum cümle, "Gökhan Gönül, Messi'den sonra en yararlı futbolcu seçilmiştir Avrupa'da" oluyor. Diğeri ise "Avrupa'sını .ikerim" diyor. Birazdan başlayacak maçta Gökhan, Messivari gibi gol atıp o amcaya selam çakacaktır, bundan ise henüz kimsenin haberi yoktur. Sonra Alex... "Alex yararlı değil", "Alex süperdi ama eskiden" gibi klişelere bir tokat gelecekti: "Nenem de genç kızken iyiydi." Bu tarz insanları özlediğimi hissediyorum. Futbolcunun ilk hatasında hemen küfür edilir, ancak oyuncu ilk doğrusunda ise aziz ilan edilir. Bu sapkın kişilikler aslında memleketin her tarafında aynıdır. Bir tarafta sürekli küfürü eksik etmeyen kişiler, bir tarafta "hop bilader küfür yok, hepimiz Fenerbahçeliyiz" diyen kişiler...

Maç bitişi derin duygularla sokağa atıyorum kendimi. Yeniden bir şeyleri hissetmek için. Belki günlerce evden dışarı çıkmadığım günler gelir aklıma. Sokaklarında tesadüfen babamı görebileceğim günleri bulmak için yüremeye devam ediyordum...

4 müdahale:

Eray dedi ki...

''Tüm bunları düşünürken arkada oldukça yaşlı bir bayan ve birkaç genç mırıldanıyorlar. İnsanların haftasonlarını değerlendirmesini bilmediğinden bahsediyorlardı. Oldukça süslü kelimeler, ucuz loser muhabbetleri karşısında dikkatimi oraya verdiğimde içimden bir ses La Fontaine'den masallar diye haykırıyordu.''Bunu tuttum İmmo,ucuz ve maske takmış benlikleri tv'de stand up izlemekten farksız komedik buluyorum..

Victoire Utku dedi ki...

ŞUNU devam ettir,yaz,hırpala..Yine tokat at bize kendimize gelelim be immolu....

die grosse wanderung dedi ki...

"Sokaklarında tesadüfen babamı görebileceğim günleri bulmak için yüremeye devam ediyordum..."

________________________________________________

ne yaptın usta?

Ayra Zümrüt dedi ki...

bende lisedeki ingilizce hocama çok şey borçluyum:))

Yorum Gönder