
Saatler, takvimler, ajandalar, yelkovanlar, akrepler hatta kronoloji bile insandan sonra en nefret ettiğim olguydu hayatta, kısa adı "zaman"dı. Her sabah uyanmak zorunda olduğum 7:13 saat ve dakikasıyla ilkokulda tanıştım. 7 yaşında bile insanın belirlediği bir zamanda uyanmak, yaşamak ve ölmek berbat bir duyguydu. 9 yaşıma geldiğimde bir günün 24 saat olmadığını kanıtlamak için uğraşıyordum, öğretmenlerime soruyor ve 1 birime karşılık gelen 60 rakamının anlamını bulmaya çalışıyordum. 15 yaşıma geldiğimde ölen insanları farkettim, hepsi belirli bir zamanda farklı nedenlerle ama aynı şekilde ölüyorlardı, o zaman karar verdim kendimi zamandan soyutlamaya, herkes gibi olamazdım, bir aptalın uydurduğu bu saçma zamana karşı gelecektim.
Bugün saat kaçta neyi yapmam gerektiğini bilmiyor ve umursamıyorum, bir işim yok, kaç yaşında olduğumdan haberim yok ancak çok fazla yaşlı değilim, gördüğüm her tarih ve saatten kaçıyorum, ne zaman öleceğime dair bilgim yok ve savaşım devam ediyor !
Editörün Notu: Oğuzhan Bircan, 'Navlet' kardeşiniz yazdı, size okumak kaldı. Ama siz diyorsanız ki Oğuz Atay "Tutunamayanlar"da beni yazdı, orası ayrı güzel kardeşim.
Bugün saat kaçta neyi yapmam gerektiğini bilmiyor ve umursamıyorum, bir işim yok, kaç yaşında olduğumdan haberim yok ancak çok fazla yaşlı değilim, gördüğüm her tarih ve saatten kaçıyorum, ne zaman öleceğime dair bilgim yok ve savaşım devam ediyor !
Editörün Notu: Oğuzhan Bircan, 'Navlet' kardeşiniz yazdı, size okumak kaldı. Ama siz diyorsanız ki Oğuz Atay "Tutunamayanlar"da beni yazdı, orası ayrı güzel kardeşim.










7 müdahale:
Not yazarak bütün yazının "içine etmişsin" editör beyoğlum. Elif Şafak Piç'te beni yazdı nabeeeer ?
kendimi beyaz kadranlı, romen rakamlı bir duvar saatindeki saniye çubuğu gibi hissediyorum. sadece dönüyorum.zamanın kendisiyim. geçiyorum.
akar...akar...akar...
dzzztt.. cok uzun zaman önce. hava henüz ürpertiyor ama güneşli. muhtemelen ilkbahardayız. vızır vızır trafik. yabancı bir şehir. bir üst geçit. iki ayagındaki iki farklı insan. goncayla başlayan bir buluşma, yaz, sonbahar, kış, sonra tekrar ilkbahar derken bin goncalı bin buluşma, bin gülücük, az hüzün, bol sevda, bin hediye, bin anı, badem ezmesi, bazen baylan'da çikolatalı pasta, ama en çok taze ceviz. üç kış daha geçirmişiz tüm bunlar olup biterken.
"zaman kavramı sonsuzluğun ihtişamı karşısında ezilen bir ahmaktır" demiş düşünür.
doğduğumda yaşlanmıştım
akar...akar...akar...
dzzztt.. cok uzun zaman önce. hava henüz ürpertiyor ama güneşli. muhtemelen ilkbahardayız. vızır vızır trafik. yabancı bir şehir. bir üst geçit. iki ayagındaki iki farklı insan. goncayla başlayan bir buluşma, yaz, sonbahar, kış, sonra tekrar ilkbahar derken bin goncalı bin buluşma, bin gülücük, az hüzün, bol sevda, bin hediye, bin anı, badem ezmesi, bazen baylan'da çikolatalı pasta, ama en çok taze ceviz. üç kış daha geçirmişiz tüm bunlar olup biterken.
Yorum Gönder