
Yağız Gönüler'den sabah kahvaltısı tadında 'sadakat' yazısı! Dikkatle okuyun!
Geçenlerde bir arkadaşımın evinde aldatmanın haklı sebeplerini ve aldatmanın çok doğal bir durum olduğunu ortaya koymaya çalışan bir kitabı karıştırma fırsatı buldum. Çevirdiğim 5-10 sayfa, sinir sistemimin süratle gerilmesini ve hafızamdaki bu konuyla ilgili kesin, net düşüncelerin yeniden ağzımdan çıkmasını sağladı. Bu yazıyı kitaba bir kontra maiyetinde değil; sadık olma, sadakat ve aldatmak konularıyla alakalı bir şeyler söyleyebilme umuduyla yazmak istedim. Çok derin bir konu olduğu su geçirmez bir gerçek, yine derinlerde dolaşacağım fakat çok durmayacağım. Yazıyı okurken tabii ki çay içmenizi ve Can Gox dinlemenizi öneriyorum. Angel’s Gone, My Woman, Wake, Melancholy Man ve Wrong Side of the Road sırasıyla gelmelidir. Hayırlısı.
Sadakat, bir ilişkinin olmazsa olmazıdır. Bunda hepimizin hemfikir olduğuna inanıyorum. Nedir sadakat ve sadık olmak? Sadakat, kelime anlamıyla içten bağlılıktır. Buraya kadar her şey güzel. Ancak bir de bu içten bağlılığın dışa yansıması var. Yeni veya eski, ciddi veya henüz ciddiyete kavuşmamış fark etmez, bir ilişki yaşıyorsanız sadık olmak zorundasınız. Sadakatli olmak zorundasınız. “Mecbur muyum?” diye soruyorsanız, evet mecbursunuz.
Olamıyorsanız bir ilişki yaşamaya da hakkınız yoktur. Bu durumda tek gecelik ilişkilerde ruhunuzu ruhsuzluğa, karakterinizi karaktersizliğe, varlığınızı yokluğa götürmeye devam edin. Arada bir de üroloji hekimlerine görünün. Kendiniz için değil, karşınızdaki(ler) için.
Bir insan nasıl sadık olmalıdır? Aslında bu çok samimi ve sevimli bir mevzudur. İlişkiniz varken karşı cinsle olan sınırlarınız, yakınlığınız, aynı ortamdaki tavırlarınız, konuşma tarzınız, üslubunuz, samimiyetiniz mühimdir. Çok iyi ayarlamanız gerekir. Kendinizi bilseniz de, karşınızdakini ne kadar bilebilirsiniz? Mesela iyi tanımadığınız veya tanıdığınıza inandığınız bir karşı cinsin evine ilişkiniz olduğunda rahat rahat gider misiniz? “Maksat muhabbet olsun” demeyin, bir şeyler olunca “ben biraz safım, çok iyi niyetliyim, hep ondan oluyor bunlar” dersiniz. Ama yemezler tabi, gülerler. Mazeretlere sığına sığına mezarlık gibi olur kalbiniz, haberiniz olmaz. Sonra “bana da bir fatiha” diye dirilip dirilip ölürsünüz.
Aldatmak konusuna girmekten yana değilim. Hala anlayabilmiş olduğum bir mevzu değil çünkü. Emrah Serbes’in romanından bir söz geldi aklıma şimdi. Kendime göre değiştireyim ben de: Bu dünyada üç türlü insanı anlayamıyorum. Aldatan insanı, doyumsuz insanı, kitap okumayan insanı.
Burada aldatan insanın aslında doyumsuz insan olduğunu da düşünebiliriz. Şimdi kimse yine mazeretlere sığınmasın. Genelde aldatmanın ardında yatan sebep, o anki ilişkiden yeterli ilgi gör(e)memektir. Yeterli ilgi göremiyorsan niye devam ediyorsun diye sormazlar mı? Sorarlar. Cevap da muhtemelen “seviyorum” olur. Oysa o sevgi alışkanlıktan başka bir şey değildir. Bir insanın kendini kandırmaması lazım. Bunun için de daima ciddi düşünmesi, ciddi kararlar alması lazım. Aksiyon daima iyidir. Şu an ülkemizdeki eğitimden tutun da siyasete, spora, hukuk ve adalete kadar her türlü sıkıntının altında aksiyon alamamak yatıyor. Dolayısıyla aksiyon, şarttır.
Sadakatsiz olma konusuna geri döneyim. İnsanın karakterinde 3 huy varsa, sadakat anlamında şüphe oluşturması muhtemeldir. Mesela ilgiye düşkünlüğü fazlaysa, övülmekten büyük zevk alıyorsa ve mazeretçi bir yapısı varsa kendisi epey sıkıntılıdır. Dolayısıyla sıkıntı yaratır. Köpeği bile köpek yapan, sadakatidir. İnsan köpek dahi olamıyorsa ne olmalıdır? Sokaktaki ot olabilir mesela. Yahut kaldırım. Ezilip geçilmeye mahkum çünkü.
Böyle hassas konulara bayılıyorum. Daha gergin yazmama sebep oluyor. Aslına bakarsanız gerilmiyorum, üslubum böyle. Bunu seviyorum. Gergin yazarları da sanırım bu yüzden seviyorum.
Bu arada unutmadan bir şey daha belirtmek istiyorum. İnsanoğlu hobilerine bile sadık olmalıdır. Bunu daha önce yazdığım “23 maddede imkansız aşk” adlı yazımın 21.maddesinde belirtmiştim. Enstrümana dairdi. “Çalmayı bıraktım” dememeli insan. Severek, isteyerek başladığın bir şeyi bırakmazsan o senin zaten vazgeçilmezin olur.
Yazımı bitirirken, konuyla alakalı 3 alıntı yapmak isterim:
“Sadakat, bir çift göz uğruna iki cihandan da vazgeçebilmektir.”
“Kendine sadık olmayan, kime sadakat gösterebilir?” (Aşkın Gözyaşları)
“Beni bir kere aldatırsan sana, iki kere aldatırsan bana yazıklar olsun.” (Makyavel)
Gerek ev, gerek iş, gerekse aşk hayatınızda; sadık ve sadakati bol ilişkiler dilerim.
Editörün Notu: Sadakat diğer kadınlara haksızlık değil mi güzel kardeşim benim...
Geçenlerde bir arkadaşımın evinde aldatmanın haklı sebeplerini ve aldatmanın çok doğal bir durum olduğunu ortaya koymaya çalışan bir kitabı karıştırma fırsatı buldum. Çevirdiğim 5-10 sayfa, sinir sistemimin süratle gerilmesini ve hafızamdaki bu konuyla ilgili kesin, net düşüncelerin yeniden ağzımdan çıkmasını sağladı. Bu yazıyı kitaba bir kontra maiyetinde değil; sadık olma, sadakat ve aldatmak konularıyla alakalı bir şeyler söyleyebilme umuduyla yazmak istedim. Çok derin bir konu olduğu su geçirmez bir gerçek, yine derinlerde dolaşacağım fakat çok durmayacağım. Yazıyı okurken tabii ki çay içmenizi ve Can Gox dinlemenizi öneriyorum. Angel’s Gone, My Woman, Wake, Melancholy Man ve Wrong Side of the Road sırasıyla gelmelidir. Hayırlısı.
Sadakat, bir ilişkinin olmazsa olmazıdır. Bunda hepimizin hemfikir olduğuna inanıyorum. Nedir sadakat ve sadık olmak? Sadakat, kelime anlamıyla içten bağlılıktır. Buraya kadar her şey güzel. Ancak bir de bu içten bağlılığın dışa yansıması var. Yeni veya eski, ciddi veya henüz ciddiyete kavuşmamış fark etmez, bir ilişki yaşıyorsanız sadık olmak zorundasınız. Sadakatli olmak zorundasınız. “Mecbur muyum?” diye soruyorsanız, evet mecbursunuz.
Olamıyorsanız bir ilişki yaşamaya da hakkınız yoktur. Bu durumda tek gecelik ilişkilerde ruhunuzu ruhsuzluğa, karakterinizi karaktersizliğe, varlığınızı yokluğa götürmeye devam edin. Arada bir de üroloji hekimlerine görünün. Kendiniz için değil, karşınızdaki(ler) için.
Bir insan nasıl sadık olmalıdır? Aslında bu çok samimi ve sevimli bir mevzudur. İlişkiniz varken karşı cinsle olan sınırlarınız, yakınlığınız, aynı ortamdaki tavırlarınız, konuşma tarzınız, üslubunuz, samimiyetiniz mühimdir. Çok iyi ayarlamanız gerekir. Kendinizi bilseniz de, karşınızdakini ne kadar bilebilirsiniz? Mesela iyi tanımadığınız veya tanıdığınıza inandığınız bir karşı cinsin evine ilişkiniz olduğunda rahat rahat gider misiniz? “Maksat muhabbet olsun” demeyin, bir şeyler olunca “ben biraz safım, çok iyi niyetliyim, hep ondan oluyor bunlar” dersiniz. Ama yemezler tabi, gülerler. Mazeretlere sığına sığına mezarlık gibi olur kalbiniz, haberiniz olmaz. Sonra “bana da bir fatiha” diye dirilip dirilip ölürsünüz.
Aldatmak konusuna girmekten yana değilim. Hala anlayabilmiş olduğum bir mevzu değil çünkü. Emrah Serbes’in romanından bir söz geldi aklıma şimdi. Kendime göre değiştireyim ben de: Bu dünyada üç türlü insanı anlayamıyorum. Aldatan insanı, doyumsuz insanı, kitap okumayan insanı.
Burada aldatan insanın aslında doyumsuz insan olduğunu da düşünebiliriz. Şimdi kimse yine mazeretlere sığınmasın. Genelde aldatmanın ardında yatan sebep, o anki ilişkiden yeterli ilgi gör(e)memektir. Yeterli ilgi göremiyorsan niye devam ediyorsun diye sormazlar mı? Sorarlar. Cevap da muhtemelen “seviyorum” olur. Oysa o sevgi alışkanlıktan başka bir şey değildir. Bir insanın kendini kandırmaması lazım. Bunun için de daima ciddi düşünmesi, ciddi kararlar alması lazım. Aksiyon daima iyidir. Şu an ülkemizdeki eğitimden tutun da siyasete, spora, hukuk ve adalete kadar her türlü sıkıntının altında aksiyon alamamak yatıyor. Dolayısıyla aksiyon, şarttır.
Sadakatsiz olma konusuna geri döneyim. İnsanın karakterinde 3 huy varsa, sadakat anlamında şüphe oluşturması muhtemeldir. Mesela ilgiye düşkünlüğü fazlaysa, övülmekten büyük zevk alıyorsa ve mazeretçi bir yapısı varsa kendisi epey sıkıntılıdır. Dolayısıyla sıkıntı yaratır. Köpeği bile köpek yapan, sadakatidir. İnsan köpek dahi olamıyorsa ne olmalıdır? Sokaktaki ot olabilir mesela. Yahut kaldırım. Ezilip geçilmeye mahkum çünkü.
Böyle hassas konulara bayılıyorum. Daha gergin yazmama sebep oluyor. Aslına bakarsanız gerilmiyorum, üslubum böyle. Bunu seviyorum. Gergin yazarları da sanırım bu yüzden seviyorum.
Bu arada unutmadan bir şey daha belirtmek istiyorum. İnsanoğlu hobilerine bile sadık olmalıdır. Bunu daha önce yazdığım “23 maddede imkansız aşk” adlı yazımın 21.maddesinde belirtmiştim. Enstrümana dairdi. “Çalmayı bıraktım” dememeli insan. Severek, isteyerek başladığın bir şeyi bırakmazsan o senin zaten vazgeçilmezin olur.
Yazımı bitirirken, konuyla alakalı 3 alıntı yapmak isterim:
“Sadakat, bir çift göz uğruna iki cihandan da vazgeçebilmektir.”
“Kendine sadık olmayan, kime sadakat gösterebilir?” (Aşkın Gözyaşları)
“Beni bir kere aldatırsan sana, iki kere aldatırsan bana yazıklar olsun.” (Makyavel)
Gerek ev, gerek iş, gerekse aşk hayatınızda; sadık ve sadakati bol ilişkiler dilerim.
Editörün Notu: Sadakat diğer kadınlara haksızlık değil mi güzel kardeşim benim...










0 müdahale:
Yorum Gönder