
Tribünlerin en renkli simalarından... Ersin Akyel, kendimi bildim bile orada. Gebzespor'un her şeyi! Semtin her kesiminde bilinen, maç sonu bize köfte yemek ısmarlayan adam Ersin Akyel ile bu kez yeşil sahaya indik!
röportaj & fotoğraf immo guitti
İlk maça gittiğinde kaç yaşındaydın?
- 8 yaşındaydım.
Nasıldı o zamanki tribünler?
- Sevgisi ve bağımlılığı üst düzeyde olan ortak harekat bazında değil de tribünde daha çok arkadaş gruplarının olduğu yıllar. Bize bu sevgiyi miras bırakan şu an yaşı çok ilerlemiş, çoğunlukla futbolla ilişkisini kesmiş yine de kalbinin mor menekşeler ile attığına inandığım birçok insanın şemsiyesiydi o zamanki tribünler. O dönemlerden kalma Gebzespor aşkının bize çok şeyler öğrettiğini düşünüyorum açıkçası...
İlk deplasmanını hatırlıyor musun?
- Evet. 90ların başındaki Düzce maçı. O yıllarda Gebzespor şampiyonluk yarışı için her daim mücadelesini sürdürüyor, taraftarı da yine her süreçte olduğu gibi o sıralarda da takımını yalnız bırakmıyordu. Daha sonraki deplasman yaptığım maç Pendik. Pendikspor ile "yeşil sahalarda" yıllardan bu yana süregelen rekabetin bir parça yaşandığı yıllardı. Biz, yine bütün bağlılığımız ve delice sevdamız ile oradaydık.
Bu bahsettiğin bağlılığı diğer tribünlerden ayıran ne peki?
- Bizim farkımız renklerimizden geliyor. Türkiye'de ve diğer ülkelerde baktığımız vakit futbol takımlarının rengi bazı istisnai kulüpler hariç belli bir çizgide kalıyor. Örneğin mavi-beyaz, kırmızı-beyaz gibi. Fakat, mor beyaz oluşu ve gerçekten 50li yılların Gebzesi'ndeki menekşelerin oluşturduğu amblem bir kulübün doğuşunun önemini bize gösteriyor. Potansiyel olarak da üst düzeyde olmamız, her gelen futbolcunun taraftardan bahsetme arzusu, bizlerden kimi zaman "onlar için buradayız" diye bahsetmeleri bunun ne denli doğru olduğusu gösteriyor. Sahip çıkma dürtüsü, bu kentteki önemli bir sevgiyi oluşturuyor.
Gebze tribünleri ile ilgili diğer tribünleri kıyaslarsan nasıl bir tablo ortaya çıkar?
- Açıkçası Gebze tribünleri her zaman futbol takımının önüne geçmiştir. Yıllarca, başarı ya da başarısızlık demeden taraftarlığın getirdiği bilinçle bu sevdaya yön vermiştir. İçeride dışarıda birçok maçta hep "buradayız" demişizdir. Ben şunu düşünüyorum, Gebze tribünleri olarak biz içinde bulunduğumuz gruptaki rakip tribünlerle pek aynı seviyede değiliz. Bu ilerleyen dönemde ilgisizliği de getiriyor. Örneğin, tribünü olmayan rakiplerle futbol bizi üzer. Oysa ki, büyük şehir takımları ile oynamak bizi de büyük havaya sokar. Hiç olmazsa, 2A Kategorisi'nde oynasak bu şehre çok olumlu şeyleri olur. Biz, Gebze tribünlerinin yanı sıra esnafından halkına birçok kişinin kazanmasını isteriz. Ordu, Giresun, Erzurum gibi takımlarla oynadığımızı düşlüyorum da bize çok şey katar. Kısacası, şu anki gerek gruptaki takımların tribünü gerekse de geçtiğimiz yıllarda mücadele ettiğimiz kulüplerin takımları ile pek kıyaslanacak tribün göremiyorum. Biz her şeyden önce dostluğa da önem veriyoruz. Daha önce olduğu gibi dost tribünlerimizi yanımızda görmek, onların yanına gitmemiz bizi mutlu ediyor.
Hangi tribünler onlar?
- Özellikle İnegöl tribünü ile olan ve dostluğumuzun yıllara dayandığı, dostluğun mihenk taşı olarak gösterilmesi gereken kuvvetle muhtemel samimi bir ortam diyebiliriz. 92-93 sezonunda Gebzespor ile Pendikspor'un şampiyonluk çekişmesinde onlar safını bizden yana kullanıp iki otobüs tribünlere bizi desteklemeye gelmişlerdir. Bizim de önceden beridir abilerimizden duyduğumuz o dostluk kaynağını canlı görme fırsatımız olmuştu. Bu olay bizi daha çok kenetlendirdi ve halen süregelen bir dostluk mevcut. Bu sene de birbirimizi karşıladık, çiçek verdik. Onların yanındayız. Ayrıca Bursaspor, Kocaelispor, Körfez Belediye gibi tribünlerle de aramız oldukça iyidir. Gelen davet üzerine yer yer teşrif ettiğimiz maçlar olmuştur.
Uzun yıllardır tribündesin. Taraftar kavramı nasıl bir şey?
- Öncelikle ben tribündeki insanları seyirci, taraftar ve fanatik olarak ayırıyorum. Seyirci, seyredendir. Bir tiyatroyu nasıl seyredersen seyirci kisvesi altında futbol maçını da o denli seyredersin. Fanatik kavramı ise daha çok dar kafalılık ile ilgili. Taraftar ise tribünde organize olabilme, takıma tezahüratla destek verebilme uğruna çoğu pozisyonu kaçırır, hatta golleri bile göremediği olabilir. Ama bu bilinçli olduğu zaman keyif verir. Bir gelenektir, olması gerekendir. Tribünlerde taraftar kavramının soyutlanmaya başladığı şu günlerde taraftar maç boyunca destek olandır.
Ya tezahüratlar ve besteler? Nasıl yayılıyor tribünde?
- Biz sadece tribünlerde görüşen bir oluşum değiliz. Bütün hayatı neredeyse aynı yaşıyoruz. Bir semt havası her zaman mevcut. Bir ıslıkla, telefonla hep beraber oluyoruz. Bu yüzden diğer tribünlerin yaptığı gibi tezahuratlarımızın çoğunluğu büyük tribünlerden koparılan tezahuratlar değil. Bizim maçlarda söylenilen tezahuratların çoğu bize ait. Çocuklar, sabahın köründe kalkıp sonraki maç için beste yapmaya kalkarlar. O yüzden pek bir sorunumuz olmaz. Bir annenin çocuğunu uyuturken söylediği ninni gibidir tezahurat. Hep olmalıdır, var olması tribünün de var olduğunun bir kanıtıdır.
Pankart demek?
- Pankart, tribünlerin amentüsüdür. Olmazsa olmazıdır. 90lardaki iki renge sıkıştırılmış "Ne bir okula gitmek, ne bir kızı sevmek tek dileğimiz seni şampiyon görmek" ve "Bilsek ki öleceğiz yine seni seveceğiz" pankartları hayatımda önemli rol oynar. Gebzespor'un ve tribünlerinin tarifidir belki de. Ayrıca şu dönem ki, bezlere el yapımı pankartlar hoşuma gidiyor. Brandaya "siparişle" yapılan değil de İtalyan tarzı pankartlar göze hitap ediyor.
Eskiçarşı'dan bahsetsene biraz.
- 90lı yıllarda Gebze gençleri olarak tek sosyal faaliyetimiz Gebzespor'du. Bağlılığımız maneviyatımızı oluşturdu. Zaten, bizim için önce maneviyat gelir. Öyle oldu hep. Gidecek ya da takılacak başka uğraşılarımız olmadığından Gebzespor için koşturduk hep. Değişik semtlerin çocukları hep aynı sevda uğruna bir araya geldik. Şu anda aramızda İngilizce, Coğrafya öğretmenlerinden, doktorlara, mühendis ve teknisyen arkadaşlara, internetle uğraşan onlarca kardeşimize, sevdamıza aynı yönü veren evli, çocuklu birçok dostumuza kadar herkes var. Beni en çok üzen aynı yolda başladığımız ama muhtelif nedenlerle aramızda olamayan gönül dostlarımız. O sıralar takılacak belli bir mekanımımız olmaması "Mekansızlar" flamaları ile maçlara gitmemize neden olmuştur. Daha sonraki yıllarda Holigankankalar ismi ile pankartlar yaptırdık. İlerleyen dönemlerde insanların bizi yanlış anlamaları, bizim de holiganizm yanlısı değil barışçıl rekabetin özünün tribünde olduğuna inandığımızdan 90ların sonunda bir isim arayışına girdik. Gebze'nin diğer semtlerinde maça gelen tribün sevdalıları Gebze'nin sembolleşmiş Çarşı Çeşmesi'nde buluşurdu. O yüzden adımızı o caddeden Eskiçarşı isimli yerden aldık. Yıllarca belirli bir çizgiyi koruyarak, duruşumuzu sekteye uğratmadan Gebzespor'un ve armanın peşinde olduk. Bu sayede Türkiye'de ün yaptık. Bu sevda bitmez!..
röportaj & fotoğraf immo guitti
İlk maça gittiğinde kaç yaşındaydın?
- 8 yaşındaydım.
Nasıldı o zamanki tribünler?
- Sevgisi ve bağımlılığı üst düzeyde olan ortak harekat bazında değil de tribünde daha çok arkadaş gruplarının olduğu yıllar. Bize bu sevgiyi miras bırakan şu an yaşı çok ilerlemiş, çoğunlukla futbolla ilişkisini kesmiş yine de kalbinin mor menekşeler ile attığına inandığım birçok insanın şemsiyesiydi o zamanki tribünler. O dönemlerden kalma Gebzespor aşkının bize çok şeyler öğrettiğini düşünüyorum açıkçası...
İlk deplasmanını hatırlıyor musun?
- Evet. 90ların başındaki Düzce maçı. O yıllarda Gebzespor şampiyonluk yarışı için her daim mücadelesini sürdürüyor, taraftarı da yine her süreçte olduğu gibi o sıralarda da takımını yalnız bırakmıyordu. Daha sonraki deplasman yaptığım maç Pendik. Pendikspor ile "yeşil sahalarda" yıllardan bu yana süregelen rekabetin bir parça yaşandığı yıllardı. Biz, yine bütün bağlılığımız ve delice sevdamız ile oradaydık.
Bu bahsettiğin bağlılığı diğer tribünlerden ayıran ne peki?
- Bizim farkımız renklerimizden geliyor. Türkiye'de ve diğer ülkelerde baktığımız vakit futbol takımlarının rengi bazı istisnai kulüpler hariç belli bir çizgide kalıyor. Örneğin mavi-beyaz, kırmızı-beyaz gibi. Fakat, mor beyaz oluşu ve gerçekten 50li yılların Gebzesi'ndeki menekşelerin oluşturduğu amblem bir kulübün doğuşunun önemini bize gösteriyor. Potansiyel olarak da üst düzeyde olmamız, her gelen futbolcunun taraftardan bahsetme arzusu, bizlerden kimi zaman "onlar için buradayız" diye bahsetmeleri bunun ne denli doğru olduğusu gösteriyor. Sahip çıkma dürtüsü, bu kentteki önemli bir sevgiyi oluşturuyor.
Gebze tribünleri ile ilgili diğer tribünleri kıyaslarsan nasıl bir tablo ortaya çıkar?
- Açıkçası Gebze tribünleri her zaman futbol takımının önüne geçmiştir. Yıllarca, başarı ya da başarısızlık demeden taraftarlığın getirdiği bilinçle bu sevdaya yön vermiştir. İçeride dışarıda birçok maçta hep "buradayız" demişizdir. Ben şunu düşünüyorum, Gebze tribünleri olarak biz içinde bulunduğumuz gruptaki rakip tribünlerle pek aynı seviyede değiliz. Bu ilerleyen dönemde ilgisizliği de getiriyor. Örneğin, tribünü olmayan rakiplerle futbol bizi üzer. Oysa ki, büyük şehir takımları ile oynamak bizi de büyük havaya sokar. Hiç olmazsa, 2A Kategorisi'nde oynasak bu şehre çok olumlu şeyleri olur. Biz, Gebze tribünlerinin yanı sıra esnafından halkına birçok kişinin kazanmasını isteriz. Ordu, Giresun, Erzurum gibi takımlarla oynadığımızı düşlüyorum da bize çok şey katar. Kısacası, şu anki gerek gruptaki takımların tribünü gerekse de geçtiğimiz yıllarda mücadele ettiğimiz kulüplerin takımları ile pek kıyaslanacak tribün göremiyorum. Biz her şeyden önce dostluğa da önem veriyoruz. Daha önce olduğu gibi dost tribünlerimizi yanımızda görmek, onların yanına gitmemiz bizi mutlu ediyor.
Hangi tribünler onlar?
- Özellikle İnegöl tribünü ile olan ve dostluğumuzun yıllara dayandığı, dostluğun mihenk taşı olarak gösterilmesi gereken kuvvetle muhtemel samimi bir ortam diyebiliriz. 92-93 sezonunda Gebzespor ile Pendikspor'un şampiyonluk çekişmesinde onlar safını bizden yana kullanıp iki otobüs tribünlere bizi desteklemeye gelmişlerdir. Bizim de önceden beridir abilerimizden duyduğumuz o dostluk kaynağını canlı görme fırsatımız olmuştu. Bu olay bizi daha çok kenetlendirdi ve halen süregelen bir dostluk mevcut. Bu sene de birbirimizi karşıladık, çiçek verdik. Onların yanındayız. Ayrıca Bursaspor, Kocaelispor, Körfez Belediye gibi tribünlerle de aramız oldukça iyidir. Gelen davet üzerine yer yer teşrif ettiğimiz maçlar olmuştur.
Uzun yıllardır tribündesin. Taraftar kavramı nasıl bir şey?
- Öncelikle ben tribündeki insanları seyirci, taraftar ve fanatik olarak ayırıyorum. Seyirci, seyredendir. Bir tiyatroyu nasıl seyredersen seyirci kisvesi altında futbol maçını da o denli seyredersin. Fanatik kavramı ise daha çok dar kafalılık ile ilgili. Taraftar ise tribünde organize olabilme, takıma tezahüratla destek verebilme uğruna çoğu pozisyonu kaçırır, hatta golleri bile göremediği olabilir. Ama bu bilinçli olduğu zaman keyif verir. Bir gelenektir, olması gerekendir. Tribünlerde taraftar kavramının soyutlanmaya başladığı şu günlerde taraftar maç boyunca destek olandır.
Ya tezahüratlar ve besteler? Nasıl yayılıyor tribünde?
- Biz sadece tribünlerde görüşen bir oluşum değiliz. Bütün hayatı neredeyse aynı yaşıyoruz. Bir semt havası her zaman mevcut. Bir ıslıkla, telefonla hep beraber oluyoruz. Bu yüzden diğer tribünlerin yaptığı gibi tezahuratlarımızın çoğunluğu büyük tribünlerden koparılan tezahuratlar değil. Bizim maçlarda söylenilen tezahuratların çoğu bize ait. Çocuklar, sabahın köründe kalkıp sonraki maç için beste yapmaya kalkarlar. O yüzden pek bir sorunumuz olmaz. Bir annenin çocuğunu uyuturken söylediği ninni gibidir tezahurat. Hep olmalıdır, var olması tribünün de var olduğunun bir kanıtıdır.
Pankart demek?
- Pankart, tribünlerin amentüsüdür. Olmazsa olmazıdır. 90lardaki iki renge sıkıştırılmış "Ne bir okula gitmek, ne bir kızı sevmek tek dileğimiz seni şampiyon görmek" ve "Bilsek ki öleceğiz yine seni seveceğiz" pankartları hayatımda önemli rol oynar. Gebzespor'un ve tribünlerinin tarifidir belki de. Ayrıca şu dönem ki, bezlere el yapımı pankartlar hoşuma gidiyor. Brandaya "siparişle" yapılan değil de İtalyan tarzı pankartlar göze hitap ediyor.
Eskiçarşı'dan bahsetsene biraz.
- 90lı yıllarda Gebze gençleri olarak tek sosyal faaliyetimiz Gebzespor'du. Bağlılığımız maneviyatımızı oluşturdu. Zaten, bizim için önce maneviyat gelir. Öyle oldu hep. Gidecek ya da takılacak başka uğraşılarımız olmadığından Gebzespor için koşturduk hep. Değişik semtlerin çocukları hep aynı sevda uğruna bir araya geldik. Şu anda aramızda İngilizce, Coğrafya öğretmenlerinden, doktorlara, mühendis ve teknisyen arkadaşlara, internetle uğraşan onlarca kardeşimize, sevdamıza aynı yönü veren evli, çocuklu birçok dostumuza kadar herkes var. Beni en çok üzen aynı yolda başladığımız ama muhtelif nedenlerle aramızda olamayan gönül dostlarımız. O sıralar takılacak belli bir mekanımımız olmaması "Mekansızlar" flamaları ile maçlara gitmemize neden olmuştur. Daha sonraki yıllarda Holigankankalar ismi ile pankartlar yaptırdık. İlerleyen dönemlerde insanların bizi yanlış anlamaları, bizim de holiganizm yanlısı değil barışçıl rekabetin özünün tribünde olduğuna inandığımızdan 90ların sonunda bir isim arayışına girdik. Gebze'nin diğer semtlerinde maça gelen tribün sevdalıları Gebze'nin sembolleşmiş Çarşı Çeşmesi'nde buluşurdu. O yüzden adımızı o caddeden Eskiçarşı isimli yerden aldık. Yıllarca belirli bir çizgiyi koruyarak, duruşumuzu sekteye uğratmadan Gebzespor'un ve armanın peşinde olduk. Bu sayede Türkiye'de ün yaptık. Bu sevda bitmez!..










0 müdahale:
Yorum Gönder