“Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikâyenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bi filmdi.” »

Tek Çocuklar



İki türlü "tek çocuk" vardır. Biri ebeveynleri tarafından "prens" olarak yetiştirilen. Diğeri ise inşa ettiği hayatına "müteahhit" olarak adını yazdıran hakiki "tek çocuk". Bu yazı "hakiki tek çocuk"lara ithaf edilmiştir..

Onlar 7 yaşındayken yataklarından kalktıklarında "anne" diye seslenmediler. Kendileri kalktılar yataklarından hep. Gözleri hep ıssızdı, odaları hep soğuk. Gece yattıklarında tavana bakıp duvardaki izlerden hayaller kurar, evler inşa ederlerdi. Mahalle maçlarına da, saklambaç oynamaya da önce onlar çağrılırdı. Çünkü bilinirdi ki "yalnız"dı onlar. Nereye çağrılırsa, oraya giderlerdi. Erkek olanlarının 3 numara kesilirdi saçları. İtiraz yoktu. Kız olanlarının saçları 34 yerinden toplu olurdu. Yoktu öyle salkım saçak gezmek.

Onlar 15 yaşına geldiklerinde kendileri keşfettiler hayatı. Kimseye bir şey soramadılar. Kimseden bir şeyler öğrenmediler. Evdeki olası tersliklerde gözler hep onların üzerindeydi. Hep onlardan çıkardı bir şeylerin acısı. Bu yüzdendir utangaçlıkları. Tek kişilik hayatlarında, birinci tekil şahısa hapsolmuşlardır onlar. "Ben"den "biz"e geçmek için çok düşmüşlerdir, ama kendileri kalkmışlardır düştükleri yerden.

Onlar 17 yaşındayken, lise arkadaşlarına "kardeş" gözüyle baktılar. "Kardeş"e en ihtiyacı olan zamanları başlamıştı çünkü. Erkek olanların kızları, kız olanların erkekleri "anlama" dönemiydi bu zamanlar. Eve geldiklerinde yaşadıkları veya hissettiklerini anlatacak kimseleri yoktu. Geceleri ya bir radyo kanalında ya da bir kitabın sayfasında aradılar kendilerini. Sigaraya erken başladı onlar. Erken yediler hayatın acı tokadını ama erken de attılar tekmelerini. Her şeye her zaman hazırdılar, haksızlığa ve üç kağıtçılığa tahammülleri olmadığından genellikle "terk edilen" değil, "terk eden" oldular hep. Arkalarına da hiçbir zaman bakmadılar. Hak edene hak ettiği değeri verdiler, hak etmeyenden o değeri saniyesinde aldılar. Çünkü bunu öğrenmişlerdi anneanneleri ve dedelerinin arasındaki kavgalardan.

Onlar 20 yaşına geldiklerinde kendi derin dehlizlerinde kayboldular. İndikleri derinliğe yanlarındakiler inmeye cesaret edemedi. Tüpsüz daldılar okyanuslara. Nefes aldıkları duraklar da oldu, nefessiz kaldıkları istasyonlarda. Ortamda en sessiz duran, insanları en iyi süzen onlar oldu hep. "Gizemli" sıfatının hakkını verdiler daima. Sakindiler ama eksikliklerinin üzerinden geçildiğinde infilak etmeye hazırdılar. En sevdikleri Türk Sanat Müziği eseri sorulduğunda erkek olanlar "Kimseye Etmem Şikayet"i, kız olanlar "Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar"ı cevap olarak verirlerdi.

Tek çocuklardı onlar. "İki kişilik yalnızlıkları" da, bir yaz sıcağında sahilde dostlarıyla sabahlarken "anlamsız üşümeleri" de iyi bilirlerdi. Kardeşleri yoktu onların. Ablaları da, abileri de. Tek dayanakları kendileri ve inandıkları değerlerdi. Bu yüzden kolay yıkılmazdı onlar. Yaprak dolmasındaki damarlara bakamadılar hiç. Avuçlarındaki izler geliyordu akıllarına. Biyolojiden değil, psikolojiden uzak durdular bu yüzden.

Kendi "tek"liklerini, "nasıl olsa mezarda da tek olacağız" diye süsleyenlerdi tek çocuklar. "Erkekler ağlamaz" dendiğinde de, "prenses gibi asil ol" dendiğinde de içlerinden güldüler. Çünkü onlar temiz havada değil, yağmurlu havalarda gezmeyi severlerdi. İçlerinde birikip dışlarına taşan ve akıp gidenleri gizleyebilmek için..

Yağız Gönüler
Öylesine bir "tek" çocuk.

Fonda:
Düş Sokağı Sakinleri – Veremem Sana Acımı
Fikret Kızılok – Bir Harmanım Bu Akşam
Pearl Jam - Immortality

0 müdahale:

Yorum Gönder